Kaldırımlar, bilindiği üzere yayalara aittir ve onların kullanımına ayrılmış kentsel mekanlardır. Kaldırımların temizlik ve düzeninin sağlanması yerel yönetimler olan belediyelerin sorumluluğundadır.
Kaldırım, sokak veya caddelerin kenarlarında yayaların güvenle yürüyebilmesi için yoldan biraz daha yüksekçe yapılmış, genellikle taş veya betonla kaplı yaya yoludur. 2918 sayılı kanuna göre yaya yolu olarak tanımlanan kaldırım, karayolunun, taşıt yolu kenarı ile gerçek veya tüzel kişilere ait mülkler arasında kalan ve yalnız yayaların kullanımına ayrılmış olan kısmıdır.
Yaya yollarını korumak ve düzenlemek belediyelerin (5393 sayılı Kanun Md. 67) yetkisindedir ve trafik akışı bakımından ise belediye zabıtası ve kolluk da 2918 sayılı Kanun kapsamında buna dair bazı görevleri ifa etmektedir. Ancak Kanun’da yaya yolu bakımından çok sınırlı ve hemen hemen açık bir hükme yer verilmediği görülmektedir.
Bu bakımdan 2918 sayılı Kanun yaya yollarını korumak bakımından yetersizdir ve eksiktir bu sebeple yaya yolları işgal altındadır ve her türlü taşıtın ve her kişinin bu yerleri işgali olağandır ve nitekim bunu önlemek amaçlı yapılan çok az çalışma ve uygulama bulunmaktadır.
Kaldırım işgali gününümüzde dükkanlar, esnaf ve seyyar satıcılar yanında trafikte seyreden sürücüler tarafından da part etmek suretiyle işlenen bir kabahattir. Kaldırımların herkesin kullanımında olması gerektiği ve özel kullanıma uygun olmadığı ve bunun hukuki kabul edilemeyeceği de açıktır.
Kaldırımların kullanımı bakımından sadece 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda açık bir düzenlemeye yer verilmiştir. İşgal başlıklı 38 inci maddesi hükmü şöyledir:
“Madde 38- (1) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımları işgal eden veya buralarda mal satışa arz eden kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından elli Türk Lirası (2026 için 1.764 TL) idarî para cezası verilir.
(2) Yetkili makamların açık ve yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların gelip geçtiği kaldırımlar üzerine inşaat malzemesi yığan kişiye, belediye zabıta görevlileri tarafından yüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
(3) Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.”
Görüleceği üzere kaldırım işgali kim yaparsa yapsın belediye zabıtasınca cezalandırılması gereken bir kabahat olarak kabul edilmiştir. Ancak bir taşıtla bu işgalin yapılması halinde trafik zabıtası mı yoksa belediye zabıtası mı görevli olacaktır. Temel sorun buradadır ve yarışan yetki kanunlarda düzenlenmemiş olmakla birlikte bu durumda kanaatimizce öncelikle kolluk, taşıtla işgal yapıldığı için 2918 sayılı Kanuna göre park etme yasağını ihlalden ceza kesmelidir ve bunun mümkün olmaması halinde ise belediye zabıtası işgal kabahatinden işlem yapmalıdır.
Kısacası kaldırımları her ne surette olursa olsun işgal etmek yayanın hakkına bir saldırıdır ve yaptırıma tabi bir kabahattir ve eylemin derhal idari yaptırım uygulanarak ortadan kaldırılması da gereklidir.
Örneğin eşya ile işgal varsa belediye bunları kaldırmalı ya da sahibince kaldırılmasını temin etmeli ve buna nezaret etmelidir. Taşıt park etmek suretiyle bir işgal varsa derhal bu aracın çekici ile kaldırımdan kaldırılması yasal bir zorunluluktur.
2918 sayılı Kanun’a göre duraklama, trafik zorunlulukları dışında araçların, insan indirmek ve bindirmek, eşya yüklemek, boşaltmak veya beklemek amacı ile kısa bir süre için durdurulmasıdır. Park etme ise araçların, durma ve duraklaması gereken haller dışında bırakılmasıdır. Özellikle kaldırımların taşıtların park edilmesi suretiyle niteliğinin bozulduğu kaldırım taşlarının kırıldığı, tahrip edildiği ve zarar verilerek yeniden kullanılamaz hale getirildiği de karşılaşılan mekansal ve beledi sorunlardandır.
Kaldırımların duraklama veya park etme suretiyle her türlü işgali yaptırıma tabidir ve duraklama ile geçici bir işgal varsa kolluk veya belediye zabıtası bunun devamına mani olmakla yükümlüdür.
Kamunun kullanımına özgülenmiş yerler olan kaldırımlar en önemli kentsel mekanlardır. Bu mekanların korunması ve yaya yolu olarak zarar görmemesi ve işgalinin önlenmesi ve işgal edilmişse gerekli tedbirlerin alınması en önemli görevlerin başında gelmektedir.
Kaldırım işgalini önlemek konusunda bütün belediyelerin mücadele stratejisi geliştirmeleri ve kolluk ile birlikte bunu önlemeleri ve kamusal mekanlar olan kaldırımların sadece yaya yolu olarak kullanımı için gerekli koruyucu ve önleyici tedbirleri almaları modern kent yaşamının doğası gereğidir.
Kaldırımların ve bazı kentsel mekanların günümüzde sadece yayalara ayrıldığı ve “slow city” kavramı ekseninde kentsel yaşamın, yayalara uygun ve daha arzulanır bir kent dizaynı ile mümkün olduğu görülmektedir. Kaldırımların işgal edilmediği ve kamuya ait alanların daha çok yayalara ayrıldığı kentlerin modern ve yaşanabilir olduğu kabul edilemktedir. Kaldırımların durumu ve korunması ile geçmişten bu yana 100 yıldan fazla kullanılır halde olan ve yeniden yapılmayan ve eski tarz yapımını koruyan kaldırımlara sahip kentlerin gelişmiş kentler olduğu açıktır.