Velayet Davaları ve Boşanma Sonrasında Velayet

Ergin olmayan çocuk hukuken anne ve babanın velayetine tabidir. Yasal ve haklı bir sebep olmadıkça velayet ana veya babadan alınamaz.

          Ergin olmayan çocuklar olarak 18 yaşını tamamlamayanlar, evlenme sonucunda ergin kılınmayanlar ve mahkeme kararı ile ergin kabul edilmeyenleri anlamak gerekmektedir.

          Kısıtlı olan ergin çocuklar da ana ve babanın ya da mahkemece vasi atanmış ise onların velayet veya vesayeti altındadırlar. Akıl hastalığı bulunan kişiler bu kapsamdadır.

Ana Baba Evli ise Velayet

          Evlilik birlikteliğinde anne ve baba velayeti müştereken ve birbirine bağımlı olmadan kullanırlar. Ayrılık halinde veya ortak yaşamın sona ermesi halinde velayet anne ve babadan birisine hakim kararı ile verilebilir. Velayet, anne ve babadan birisinin ölmesi halinde sağ kalan eşe; boşanma halinde ise mahkemece kedisine bırakılan tarafa aittir.

          4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

          “III. Geçici önlemler

          Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”

          Boşanma sonrasında velayetin anne ve babadan birisine verilmesi gerekir.

          Velayetin düzenlenmesine ve velayete ilişkin var olan koşulların gerektirdiği kararların alınmasında çocuğun üstün yararı dikkate alınır. Çocuğun üstün yararı ve çocuğun korunması hakimce değerlendirilir ve velayet kamu düzenine ilişkin bir konu olup, re’sen araştırma ilkesine tabi olan bir konudur.

          Velayetin düzenlenmesi konusu çekişmesiz yargı işlerinden kabul edilmektedir.

Ana Babanın Evli Olmaması Halinde Velayet

          Anne ve baba evli değilse velayet anneye aittir. Nikahsız ilişkinin sonucu doğan ve nüfusa kaydedilen çocuğun velayeti anneye verilir.

          Anne 18 yaşından küçükse, ergin değilse, kısıtlıysa veya ölmüşse ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim ya vasi atar ya da velayeti babaya verir.

Boşanma Sonrasında Velayetin Verilmesi

          Boşanmanın doğal bir sonucu da velayetin anne ve badan birisine verilmesidir, müşterek çocuk varsa bu konuda hakim tedbiren karar almak zorundadır.

          Velayetin değerlendirilmesinde çocukla anne ve baanın ilişki durumu, çocuğun gelişimi ve eğitimi bakımından sosyal, ekonomik ve kültürel koşulları sağlamada hangi ebeveynin daha uygun konumda olduğu, anne ve babanın yaşam düzeyleri ve şekilleri, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi bir dizi koşul çocuğun üstün yararı bakımından dikkate alınmalıdır.

          Çocukların birden fazla olması halinde anne ve babaya çocukların ayrı ayrı velayetinin verilmesi söz konusu olabilir. Bununla ilgili menfaatleri de hakim değerlendirecektir. Ancak Yargıtay’ın genel olarak uygulamasında kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesine bağlı kalındığı ve velayetin birlikte tek bir ebeveyne verildiği görülmektedir.

          Velayetin kime verileceği konusunda uzman raporu da alınabilir. Velayet, askıda bırakılamaz bir konudur.

Müşterek Velayet Konusu (Ana ve Babaya birlikte Velayetin Verilmesi)

          Ortak velayet, hukukumuzda açıkça düzenlenmeyen ancak boşanma sonrasında çocuğa ilişkin kararların alınması ve uygulanmasında geçerliliği bulunan bir velayet şekli olarak kabul edilmektedir.

          4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, velayeti boşanma ve ayrılık halinde anne ve babadan birine verilmesi gerektiği şeklinde düzenlemiştir. Kanun, “ortak velayeti” açıkça benimsememiş, ancak son dönemde ortak velayet mukayeseli hukuğun bir düzenlemesi olarak Türk Hukukunda gündeme gelmiş olup, ortak velayetin kamu düzenine aykırı olmadığı ve çocuğun üstün yararının gerektirdiği şeklinde bazı yargı kararları bulunmaktadır.

          “De facto” bir şekilde ortaya çıkan ortak velayet konusu, henüz yasal bir altyapıya ülkemizde sahip değildir. TMK, çocuğun yararı ve çocuğa dair hak ve menfaatlerin korunması bakımından velayetin anne veya babada kalması yönünde düzenleme içermektedir.

          Bununla birlikte çocuğa dair kararın alınmasında velayetin kendisine verildiği ebeveyn, diğer ebeveynin görüş ve kararlarını da dikkate almak durumundadır. Çocuğa dair iş ve işlemler yapılırken uygulanması gereken bu yöntem, ortak velayetin fiilen varlığının bir kanıtıdır.

Velayetin Değiştirilmesi

          Velayetin değiştirilmesi boşanma kapsamında çocuğun velayetinin bırakıldığı kişinin değişmesidir. TMK Md. 183 ‘‘Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.’’  şeklinde yaptığı düzenleme ile velayetin değiştirilmesine imkan sağlamıştır.

          Velayetin kaldırılması, velayetin değiştirilmesinden farklı ve daha ağır bir yaptırımdır. Bu bağlamda velayetin kaldırılması çocuğun velayetinin anne ve babadan alınarak çocuğa vasi atanması hususudur. Ancak velayetin değiştirilmesi kavramı çocuğun velayetinin bırakıldığı kişinin değişmesidir.

          Velayetin değiştirilmesi de belirli hallerde söz konusu olur:

          a)Velayetin Bırakıldığı Tarafın Ölmesi

          Çocuğun velayetinin bırakıldığı anne ya da babanın ölmesi durumunda velayetin değiştirilmesi gerekir. Eğer evlilik birliği içerisinde ölüm gerçekleştiyse velayet kendiliğinden sağ kalan tarafa geçiş yapar. Ancak boşanma sonra velayetin bırakıldığı tarafın ölmesi durumunda sağ kalan tarafın velayeti istemesi durumunda mahkemeye başvurarak velayetin değiştirilmesini talep etmesi gerekir.

          b) Boşanmada Kusurlu Taraf Velayetin Değiştirilmesini Talep Edebilir Mi?

          Velayetin değiştirilmesinde belirleyici husus çocuğun üstün yararıdır. Bu açıdan velayetin değiştirilmesi çocuğun yararına olacak ise velayetin bırakıldığı tarafın boşanmada kusurlu olup olmadığı önem arz etmez. Yani çocuğun menfaatine uygun olarak boşanmada kusurlu tarafa da velayet verilebilir. Boşanamda kusurlu olma çocuğun velayetini almada çocuğa karşı işlenmiş bir kusur değildir ve velayetin değiştirilmesini boşanmada kusurlu olan anne veya baba da talep edebilir.

          c) Ekonomik Durumu Kötü Olan Taraf Velayetin Değiştirilmesini Talep Edebilir Mi?

          Velayetin değiştirilmesi hususunda dikkate alınması gereken konu her yönüyle ve çocuğun yaşamsal durumu itibariyle bütün ihtiyaçlarının dikkate alınmasıdır. Bu noktada tarafların ekonomik durumu çocuğun menfaati açısından önemli bir husus olsa da zorunluluk değildir. Dolayısıyla ekonomik durumu daha kötü olan taraf da çocuğun menfaatine daha uygun ise velayetin değiştirilmesini talep edebilir.           

          d) Velayet Bırakılan Tarafın Çocukla İlişki Kurmuyor Olması

          Velayetin bırakıldığı tarafın çocukla kişisel ilişki kurması ve onunla ailevi ilişkisini devam ettirmesi gerekir. Velayetin bırakıldığı tarafın çocuğun menfaati için çocukla ilişki kurarak çocukla ilgilenme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sebeple velayetin bırakıldığı tarafın çocukla ilişki kurmaması velayetin değiştirilmesi için bir sebeptir.

          e) Velayetin Bırakıldığı Tarafın Çocuğa Şiddet Uyguluyor Olması

          Çocuğa şiddet uygulanması şiddeti uygulayan anne veya babadan velayetin alınmasını gerektirir. Bu nedenle çocuğa şiddet uygulanıyor olması velayetin değiştirilmesi için yeterlidir.

          f) Velayetin Bırakıldığı Tarafın Yer Değiştirmesi

          Velayetin bırakıldığı tarafın çocuktan başka bir yerde yaşaması ya da sürekli olarak seyahat ediyor olması  her zaman velayetin değiştirilmesi için yeterli bir husus değildir. Bu noktada velayetin bırakıldığı tarafın yer değiştirmesinin çocuk üzerindeki etkilerine bakılıp, çocuğun menfaati gözetilerek vekaletin değiştirilmesi söz konusu olur. Yer değiştirmelerin çocuğun yaşamsal ihtiyaçları ve pedagojik gelişimi bakımından neden olduğu olumsuzluklar söz konusu ise değişiklik için bir gerekçe söz konusu olabilir.

          g) Velayet Bırakılan Tarafın Yeniden Evlenmesi

          Velayet bırakılan tarafın yeniden evlenmesi doğrudan ve başkaca bir husus dikkate alınmadan velayetin değiştirilmesine gerekçe teşkil edemez. Velayetin değiştirilebilmesi için velayet bırakılan tarafın yeniden evlenmesinin çocuğun menfaatini olumsuz etkiliyor olması gerekir.

          Velayetin değiştirilmesi davaları titizlikle takip edilmesi gereken davalardır. Bir hak kaybına uğramamak adına uzman bir boşanma avukatı ile çalışmanız yararınıza olacaktır.
          VI. Velayetin Kaldırılması

          4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

          “III. Velâyetin kaldırılması

1. Genel olarak

Madde 348- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:

1. (Değişik: 1/7/2005-5378/38 md.) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.”

          Kanunda düzenlenen belirli hallerin varlığı halinde anne ve babadan birisine tevdi edilmiş bulunan velayetin kaldırılması mahkemeden talep edilebilir. Kanun koyucu sayma yoluyla değil geniş kapsamlı olarak velayetin kaldırılmasını düzenlemiş ve bu konuda hakime somut olayın durumuna göre takdir hakkı tanımıştır.

          Türk hukukunda boşanma ve ayrılık halinde velayetin anneye verilmesi genel ve olağan uygulamadır. Anneden velayetin alınabilmesi bakımından deneyimsizliği, hastalıkları, çocuktan başka bir yerde bulunması ya da bulunmak istemesi, çocuktan uzak durması, çocuğa ilgi göstermemesi, çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi konularda Mahkemece tespit yapılması gereklidir.

          Annenin çocuğun gelişimine aykırı ve anne olarak tasvibi mümkün olmayan ve toplumda olumsuz karşılanan eylem ve ilişikilerde bulunması dahi velayetin kendisinden alınmasında çoğu zaman dikkate alınmayan ve annenin çocukla velayet ilişkisi bakımından zararlı kabul edilmeyen konulardır.

          Velayetin anneden alınması, kendine özgü ve her olay bakımından ayrı ayrı ve bütün boyutları ile değerlendirilmesi gereken bir konu olup, öncelikle velayetin anneden alınmasını gerektiren sebeplerin varlığı, sonrasında bu sebeplerin tespiti ve ispatlanması ile kararı verecek Mahkemeye sunulması önem taşır. Ancak bu şekilde yapılan her başvuru da Mahkemece yerinde ve çocuğun yararı bakımından olumlu bir başvuru olarak değerlendirilmeyebilir.

          Velayetin kaldırılması, ana ve babanın çocuklarına bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünün devamına engel olmaz (TMK Md. 350/1).

          Velayetin kaldırılması doğmuş veya doğacak bütün çocukları kapsar.

          Velayetin kaldırılmasına esas alınan gerekçeler ortadan kalkmışsa hakim istem üzerine velayeti talep eden ve önceden velayetin verildiği ebeveyne geri verir.            Velayetin kaldırılması talepte bulunanın oturduğu yerdeki Aile Mahkemesinde açılan bir davadır ve çekimesiz yargı işlerinden olup basit yargılama usulüne tabidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Gizli Ses Kaydı Delil Olur mu?

Gizli Ses Kayıtlarının Suç Niteliği ve Delil Değeri Özeti
Türk hukuk sisteminde, davalarda kullanılacak delillerin mutlaka yasal yollardan elde edilmiş olması zorunludur. Metin, rıza dışında alınan gizli ses kayıtlarının Türk Ceza Kanunu (TCK Md. 132) kapsamındaki suç teşkil eden yapısını ve mahkemelerdeki geçersizliğini şu temel noktalarla açıklamaktadır:

Suçun Oluşma Şartları: Kişiler arasında yüz yüze gerçekleşen ve aleni olmayan (başkalarının duymayacağı inancıyla yapılan) konuşmaların, taraflardan en az birinin rızası olmaksızın cihazla (telefon, kayıt cihazı vb.) kaydedilmesi suçtur. Konuşmanın içeriği (özel hayat, ticari veya mesleki) bu durumu değiştirmez.

Haberleşme vs. Yüz Yüze Konuşma: TCK Md. 132 kapsamındaki suçun oluşması için konuşmanın yüz yüze olması şarttır. Telefon gibi araçlarla yapılan görüşmelerin dinlenmesi “haberleşmenin gizliliğini ihlal” kapsamına girer. Ayrıca bir cihaz kullanmadan salt kulak misafiri olup başkasına aktarmak (dedikodu) bu madde kapsamında suç sayılmaz.

Delil Niteliğinin Olmaması: Kamusal alanda alınmış olsa dahi gizli kayıt yapmak özel hayatın ihlalidir. Suç işlenerek ve hukuka aykırı yollarla elde edildikleri için, bu tür gizli ses kayıtları ceza davalarında (CMK Md. 217) ve boşanma gibi aile hukuku davalarında kesinlikle delil olarak kullanılamaz.

Mahkemeye Sunmanın (İfşa) Riski: Gizli bir ses kaydını haklı olduğunuzu ispatlamak amacıyla mahkemeye delil olarak sunmak, aynı zamanda eylemin açığa çıkarılması (ifşa) anlamına gelir. Bu durumda kaydı sunan kişi, TCK Md. 132/1-3 kapsamında hem “hukuka aykırı kaydetme” hem de “ifşa etme” olmak üzere iki ayrı suç işlemiş sayılabilir.

Turuncu kılıflı bir cep telefonunun ekranında işlem yapan bir kişinin elleri, arka planda dizüstü bilgisayar ve üst kısımda "HTS Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
HTS Kayıtları Delil Olur mu?

HTS (Historical Traffic Search), cep telefonu görüşmeleri, mesajlaşmalar ve baz istasyonu sinyalleri gibi iletişim verilerinin geriye dönük trafik kayıtlarıdır.

İçerik Değil, Trafik Bilgisi Sunar: HTS kayıtları iletişimin kiminle, hangi saatte ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösterir. Ancak konuşmaların veya mesajların içeriğini barındırmaz. Nokta atışı bir konum vermez; baz istasyonunun bulunduğu bölgeye göre 0 – 35 km arasında değişen yaklaşık bir lokasyon sunar. Operatörler bu verileri 2 ila 5 yıl arasında saklar.

Delil Olarak Kullanımı ve Yetersizliği: HTS kayıtları hem ceza davalarında (cinayet, örgüt üyeliği vb.) hem de hukuk davalarında (boşanma, aldatma vb.) delil olarak kullanılabilir. Ancak içerikten yoksun olduğu için tek başına kesin bir delil değildir ve mutlak suretle tanık, fotoğraf veya sosyal medya kayıtları gibi diğer somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Erişim Şartları (Hukuka Uygunluk): HTS kayıtlarına sadece mahkeme/hâkim kararıyla erişilebilir (CMK Md. 135). Usulsüz elde edilen veriler mahkemelerde hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir. Talep yolları üçe ayrılır: Savcılık soruşturmaları (Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla), istihbarat faaliyetleri ve kişisel hukuk davaları (Mahkeme kararıyla).

AYM ve Yargıtay’ın Yaklaşımı:

Anayasa Mahkemesi (AYM), içeriği belli olmayan görüşme kayıtlarının ve HTS verilerinin bir kişiyi tutuklamak için gerekli “kuvvetli suç belirtisi” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay kararlarına göre de içeriği tespit edilemeyen sinyal kayıtları, telefonun başkası tarafından da kullanılabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, tek başına mahkûmiyet için yeterli bir kanıt oluşturmaz.

Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?

İletmiş olduğunuz metnin özeti aşağıdadır:

WhatsApp Kayıtlarının Delil Niteliği Özeti

WhatsApp şirketinin merkezinin ABD’de bulunması ve veri gizliliği politikaları sebebiyle, yazışma kayıtlarının doğrudan şirketten istenmesi (devlet güvenliği gibi çok istisnai haller dışında) mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercilerine sunulan kayıtlar doğrudan taraflar tarafından temin edilmektedir. Kayıtların değiştirilebilir dijital veriler olması sebebiyle, ekran görüntüsü yerine akışı gösteren orijinal bir video kaydı ile sunulması delil değerini artırır; aksi takdirde mahkemelerce bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulur.

WhatsApp kayıtlarının üç temel yargı alanındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Ceza Hukuku Bakımından: Soruşturmalarda şüpheyi ortaya koyan veya destekleyen önemli bir delildir. Ancak, bu kayıtların hukuka uygun yollarla elde edilmesi şarttır. Başkalarının haberleşme gizliliğini ihlal ederek veya suç işlenerek elde edilen kayıtlar, CMK Md. 217 kapsamında hukuka aykırı sayılır ve delil olarak kabul edilmez.

Hukuk ve İş Davaları Bakımından: HMK Md. 199 kapsamında elektronik delil olarak kabul edilir. Yasal sınırı aşmayan borç/alacak davalarında ispat aracı olarak kullanılırken, iş davalarında (iş akdi feshi, işyeri gruplarındaki yazışmalar vb.) uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınır.

Aile Hukuku (Boşanma Davaları) Bakımından: Aldatma gibi kusurların ispatında sıklıkla kullanılsa da teknolojik olarak manipülasyona (ekleme/çıkarma) çok açıktır. Bu nedenle Yargıtay kararları gereği, WhatsApp yazışmaları tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Hükme esas alınabilmesi için mutlaka diğer maddi delillerle (tanık, fotoğraf vb.) desteklenmesi ve orijinalliğinin teyit edilmesi gerekir.

Ahşap zemin üzerinde iki ayrı ev maketi ve ebeveyn-çocuk figürlerinin ortasında duran hakim tokmağı ile üstte "Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?" yazısı.
Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?

Çocuğun Velayeti ve Velayetin Değiştirilmesi Özeti
Velayetin Süresi: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, kural olarak çocuk 18 yaşına gelip ergin oluncaya kadar devam eder. Erginlikle birlikte velayet son bulur (ancak kanuni şartlar oluşursa kişi vesayet altına alınabilir).

Velayetin Değiştirilmesi Sebepleri: Şartların değişmesi halinde 18 yaşından önce velayet değişikliği davası açılabilir. Velayet sahibinin yeniden evlenmesi, sağlık sorunları, çocuğun bakımının aksatılması veya diğer ebeveynin talebi bu değişikliğe gerekçe oluşturabilir.

Çocuğun İradesi (12 Yaş Kriteri): 12 yaş ve üzerindeki çocukların idrak gücü gelişmiş kabul edildiğinden, mahkemeler velayet kararlarında çocuğun tercihini ve beyanını büyük ölçüde dikkate alır.

Aile Yükümlülüklerinin İhlali (TCK Md. 233): Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatması veya kötü alışkanlıklara/madde bağımlılığına yönelmesine göz yumması suç teşkil eder ve doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Yaş Gruplarının Önemi: Çocuğun bulunduğu spesifik yaş grubu (0-3, 4-7, 8-12, 13-17), hem velayetin ilk kime verileceği konusunda hem de sonrasındaki velayet değişikliği davalarında mahkemeler için belirleyici bir kriterdir.

Ahşap masa etrafında karşılıklı oturan iki kişinin elleri, ortada boşanma evrakı, kalem, iki altın alyans ve "Boşanmada Aldatma Nasıl İspat Edilir?" yazısı.
Boşanmada “Aldatma” Nasıl İspat Edilir?

Boşanma davalarında aldatma (zina) eyleminin ispatlanabilmesi, sürece yayılan özenli bir çalışmayı ve mahkemeye mutlaka hukuka uygun yollarla elde edilmiş delillerin sunulmasını gerektirir. Metinde öne çıkan ispat araçları ve hukuki sınırlar şunlardır:

Hukuka Uygun İspat Araçları (Geçerli Deliller):

İletişim Kayıtları: Olağan dışı haberleşme trafiğini gösteren SMS, WhatsApp mesajları ve HTS (arama/sinyal) dökümleri.

Tanık Beyanları: Aldatan eşin üçüncü kişiyle olan uygunsuz iletişimini ve ilişkisini doğrulayan şahit anlatımları.

Belgeler ve Kayıtlar: Uçak biletleri, banka/kredi kartı ekstreleri ve kolluk kuvvetlerince tutulan geçici konaklama kayıtları. (Yargıtay içtihatlarına göre, karşı cinsten iki kişinin aynı otel odasında konaklaması veya başkasından çocuk sahibi olunması zinanın kesin delili sayılmaktadır).

Görsel Deliller: Özel hayatın gizliliğini ihlal etmeden, sadece kamusal alanlarda (herkese açık yerlerde) çekilmiş destekleyici fotoğraf ve video kayıtları.

Hukuka Aykırı İspat Araçları (Geçersiz Deliller):

Eve veya araca gizli kamera/ses kayıt cihazı yerleştirmek, eşin telefon şifresini kırarak mesajlarını gizlice okumak hukuka aykırıdır ve bu deliller mahkemede reddedilir.

Türkiye’de “özel dedektiflik” yasal bir meslek statüsünde olmadığı için, bu kişiler vasıtasıyla toplanan verilerin hukuki geçerliliği sorunludur ve makul bir süzgeçten geçirilmesi gerekir.

Süreç Yönetimi: Davacı eşin, boşanma davası sürecinde veya öncesinde bu kanıtları stratejik olarak toplaması ve mahkemeye bir avukatın hukuki yardımıyla, aşama aşama sunması davanın seyri açısından büyük önem taşımaktadır.