Silahllı Terör Örgütü (FETÖ) Üyeliği (TCK Md. 314/2) Suçu Bakımından

AYM ihlal Kararı Sonrası Beraat Kararı

            İddianame ve Suç İsnadı

            Müvekkil Ö.T. hakkında silahlı terör örgütü FETÖ üyeliği isnadıyla diğer şüpheliler ile birlikte hakkında cezalandırılması talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame tanzim edilmiştir.

            İlk Derece Mahkemesi Gerekçeli Kararı

            Sanık hakkında Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama ile Gerekçeli Karar’da,

            “…Sanık Ö.T.’a iddianamede atfedilen eylemlerin özetle; örgüte müzahir Bank Asyada örgüt liderinin talimatı üzerine adı geçen bankaya para yatırdığı, OHAL kapsamında KHK ile kapatılan Vefa Eğitim Sağlık şirketinde SGK kaydının bulunduğu, dosya sanıklarından sanık Yasemin Ören ile irtibatının bulunduğu iddia edilmiştir.

            16/03/2012 tarihli MASAK raporuna göre, sanığın örgüte müzahir Bank Asya isimli bankada 13/01/2014 ve 10/02/2014 tarihinde açılmış hesaplarının olduğu, adı geçen bankadaki hesap hareketleri incelendiğinde, 2013 Aralık 0 TL, 2014 Ocak 0 TL, 2014 Şubat 7.491,00 TL, 2014 yılı Mart 6.581,00 TL, 2014 Ağustos 5.479,00 TL, 2014 Eylül ayında 6.256,00 TL olduğu anlaşılmakla sanığın sanığın örgüt liderinin “Bank Asya’ya para yatırın” talimatları üzerine talimat dönemine (2014 yılı Şubat) denk gelecek şekilde bu talimata uyarak adı geçen bankaya para yatırdığı anlaşılmıştır.

            16/03/2021 tarihli MASAK raporuna göre sanığın çalışanı olduğu Vefa Eğitim Sağlık Turizm A.Ş, Selçuk Fen Eğitim Hizmetleri A.Ş, Anafen Öğretim ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş isimli şirketlerde çalışma kaydının  bulunduğu anlaşılmıştır.

            Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığında sanık hakkında beyanlarda bulunan M.D. sanığın üniversiteye giderken örgütün evlerinde kaldığını beyan etmiştir.

            Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde talimat yoluyla beyanları alınan M.D., sanığı 2014 yılında örgüte müzahir Maltepe Dersanesinde öğretmenlik yapmasından dolayı tanıdığını, okulda Lara Koleji tarafından düzenlenen toplantılara diğer bayan öğretmen arkadaşlarla beraber sanığın da katıldığını, bu toplantılara katılmanın zorunlu olduğunu, sanığın da bu yüzden toplantılara katıldığını, bu toplantılarda ilk önce Kuran-ı Kerim okunduğunu daha sonra gündem başlığı altında kendilerine “haberlere inanmayın, yılmamalıyız, bize itaat edin, hizmetlerimize devam edelim” şeklinde söylemlerde bulunulduğunu beyan etmiştir.

            Mut 2. Asliye Ceza Mahkemesinde talimat yoluyla beyanları alınan tanık E.Y., Ö.T. adlı sanığı tanımadığını, daha önce örgütün evlerinde üniversite okurken kaldığında ilk yılında Özlem B. isimli bir arkadaşı olduğunu, Özlem’in örgütün evinde kaldığını ve fotoğraftan teşhis yaptığını beyan etmiştir.

            E.Y.in Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığında 13/11/2016 tarihli ifadesinde de 2011-2012 yıllarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün evlerinde kaldığını, sanığın da bu evde kaldığını beyan ettiği görülmüş ve sanığın aile nüfus kayıt tablosu incelendiğinde 2017 yılında evlenmeden önceki soy isminin “….” olduğu görülmüş olmakla E.Y’nin bahsettiği kişinin de sanık olduğu anlaşılmıştır.

            Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinde talimat yoluyla beyanları alınan tanık  F.A., sanığı üniversiteden tanıdığını, üniversite birinci sınıfta 2010 senesinde sanık ile birlikte aynı evde kaldıklarını,  bu evin FETÖ örgütüne ait cemaat evi diye bilinen evlerden olduğunu, kaldıkları evde sohbetler olduğunu, FETÖ elebaşına ait kitapların okutulduğunu, videolar izletildiğini, kendisi evden ayrıldıktan sonra Özlem’in iki kişilik bir örgüt evinde kaldığını hatırladığını, kendisi 2013 döneminde ayrılırken sanığın hala bu yapının evlerinde kalmaya devam ettiğini beyan etmiştir.

            Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde talimat yoluyla beyanları alınan H.T., sanığı eski soyismiyle tanıdığını, sanık ile birlikte 2012 yılında o zaman cemaat olarak bildiği örgüt evinde kalması nedeniyle tanıdığını, sanığın farklı bir örgüt evinde kaldığını beyan etmiştir.

            Sanık savunmalarında özetle, 2013 yılında Nevşehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Matematik bölümünden mezun olduktan sonra 2014 yılında Maltepe dershanesinde öğretmen olarak çalışmaya başladığını, bu kurumda çalışma sebebinin işsiz kalmamak ve kendi geçimini sağlamak olduğunu, Bank Asya’da ki para artışı ile ilgili olarak çalıştığı kurumun maaşlarını bu bankaya yatırdığını, hesap hareketlerinin rutin bankacılık işlemi olduğunu, sanık Y.Ö.’i kesinlikle tanımadığını, Y.’nin kendi evine gelmediğini, ikametlerinin bulunduğu yerde 50’den fazla dairenin olduğunu, kapısının önündeki bir çift ayakkabının Y.Ö.’e ait olduğu şeklindeki tespitin doğru olmadığını, bu ayakkabıların kendinin olduğunu, örgüt üyesi olmadığını, örgütün hiyerarşik yapısı içinde olmadığını, tanık beyanlarında örgütün evlerinde kaldığı iddiası ile ilgili olarak ekonomik durumdan dolayı bu evlerde bir süre kaldığı şeklinde beyanlarda bulunarak her ne kadar üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu kabul etmediğini savunsa da,

            2014 yılında Nevşehir Üniversitesi Matematik bölümünden mezun olduktan sonra Nevşehir ilinde bulunan örgüte müzahir Maltepe dershanesinde görev yaptığı anlaşılan sanığın örgüt liderinin “Bank Asya’ya para yatırın “talimatları üzerine talimat dönemlerine denk gelecek şekilde bu talimatlara uyarak adı geçen bankaya para yatırdığı, tanık beyanları ve tevilli ikrarlarına göre örgütün üniversite öğrenci evlerinde kalan sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ve bu örgütün üyeleriyle organik bağ içerisinde olduğu, örgütün amaçları doğrultusunda, yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerde bulunduğu ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu konusunda şüphe bulunmadığından, dosya içerisinde bulunan diğer delillerle birlikte Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar, 2017/1779 Esas 2017/4841 Karar ve 2017/1918 Esas 2017/4905 Karar sayılı emsal içtihatları da gözetilerek eylemine uyan 5237 sayılı TCK.’nun 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.

            Suçun işleniş biçimi, sanığın örgüt içerisindeki konumu göz öne alınarak alt sınırdan ayrılmayı gerektirir bir neden bulunmadığından sanık hakkında alt sınırdan ceza tayin edilmiştir.

            FETÖ/PDY terör örgütünün, aynı zamanda silahlı  terör örgütü olması nedeniyle 3713 sayılı Yasa’nın 5 inci maddesi gereğince sanığa verilen ceza yarı oranında arttırılmıştır.

            Sanığın yargılama sırasındaki hal ve tavrı lehine takdiri hafifletici sebep kabul edilerek, 5237 sayılı TCK.nun 62 nci maddesi gereğince cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılmıştır.

            Yaşam deneyleri, mantık kuralları, davaya konu örgütün mahiyeti ve işleyiş biçimi de gözetildiğinde, sanığın, etkin pişmanlık kapsamında anlatması gerekeceği hususları gizli tuttuğu, 5237 sayılı TCK.’nun 221. maddesinin tatbikini gerektirir biçimde örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında samimi anlatımlarda bulunmadığı, suçsuz olduğunu söyleyerek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemediğini söylediği, bu hali ile anılan yasal düzenlemenin uygulanması sonucunu doğuracak maddi ve hukuksal gerektirici nedenlerin bulunmadığı sonucuna varılmakla, sanık hakkında koşulları oluşmayan etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır.

            Sanığın FETÖ/PDY’nin Türkiye Cumhuriyetinin anayasal düzenini şiddet yoluyla ortadan kaldırmaya yönelik amacını bilmemesinin  söz konusu yapının içerisinde bulunduğu süre, örgüt üyelerinin “kod” isimleri kullanmaları, gizlilik ve tedbire önem vermesi ile gizli haberleşmede kullanılan programları kullanması nedeni mümkün görülmediği, terör örgütünün gayesinin meşru olmadığının açık olduğu, üyelerinin örgütsel eylem ve bağlılık içerisinde hiyerarşik konumlarınının bulunması, 5237 sayılı TCK.nın 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanabilmesi için, içine düşülen hatanın esaslı kabul edilmesi gerektiği, nitekim Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24/04/2017 tarih ve 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı ilamında da, sanıkların eğitim düzeyi, yaptıkları görev nedeni ile edindikleri bilgiler, tecrübe ve örgütteki konumları itibariyle FETÖ/PDY oluşumunun silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları ve cezalandırılmaları gerektiğinin içtihat edildiği, sanığın sosyal ve ekonomik durumu, eğitim seviyesi dikkate alındığında  5237 sayılı TCK.nın 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasına yasal olanak bulunmadığı anlaşılmaktadır.” denilmiştir ve Müvekkil Sanık hakkında verilen hüküm şöyledir:

            6-A-1)Sanıklar S.G. ve Ö.T.’un üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işledikleri sabit görülerek, eylemlerine uyan suçtan 5237 sayılı TCK.’nun 314/2. maddesi gereğince, suçun işleniş biçimi, sanıkların örgüt içerisindeki konumu göz öne alınarak alt sınırdan ayrılmayı gerektirir bir neden bulunmadığından takdiren ayrı ayrı 5 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,

            Eylemin terör suçu olması nedeniyle sanıklara verilen cezanın 3713 sayılı Yasa’nın 3. maddesi delaletiyle aynı Yasa’nın 5/1. maddesi gereğince 1/2 oranında arttırılarak sanıkların ayrı ayrı 7 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,

Cezanın sanıkların geleceği üzerindeki olası etkileri sanıklar lehine takdiri hafifletici sebep kabul edilerek, verilen ceza 5237 sayılı TCK.nun 62/1-2. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirilerek, sanıkların ayrı ayrı 6 YIL 3 AY HAPİS  CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,

            Sanıkların cezasından başkaca artırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,

            2)Sanıkların atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işledikleri anlaşılmakla, haklarında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanıklar hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA,

            3)Sanıkların kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı da gözetilerek, 5237 sayılı TCK.nun 53/1. maddesinin (a), (c), (d) ve (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar YOKSUN BIRAKILMASINA,

4)Sanıklar hakkında neticeten verilen hapis cezası iki yılın üzerinde olduğundan, yasal             engelden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 50/1, 51/1 ve 5271 sayılı CMK.nun 231. maddelerinin UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA,

            5)Sanıklar hakkında verilen ceza miktarı göz öne alınarak sanıklar hakkında 5271 sayılı CMK 109/3-a maddesi gereğince yurtdışı çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin DEVAMINA,

            7-Sanıkların hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucu doğuran haller nedeniyle geçirdikleri sürelerin 5237 sayılı TCK.’nun 63. maddesi gereğince cezalarından MAHSUBUNA,

            8-Karar kesinleştiğinde, 5320 S.K.nun 16. maddesi gereğince karardan bir örneğin  soruşturma aşamasında  görev alan kolluk birimlerine gönderilmesine,

            9-A-Sanıklardan ele geçen dijital materyallerin imajı alındıktan sonra sanıklara İADESİNE, imajı alınan dijital materyallerin kararın kesinleşmesi beklenmeksizin sanıklara İADESİNE, alınan imajların dosyada delil olarak saklanmasına,…” Karar verilmiştir.

            Yargıtay İlamı

            *Sanık hakkında Yargıtay’ın 14 Şubat 2023 tarihli ONAMA ilamında temyiz gerekçeleri yok sayılarak “…Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA,denilmiştir.

            AYM İhlal Kararı

            *Yargıtay Kararı aleyhine AYM’ye bireysel başvuru yapılıştır ve AYM tarafından Sanık başvurucu hakkında alınan 28 Mayıs 2025 tarihli ve 2022/81608 sayılı Karar ile;

            -Başvurucu bakımından ceza yargılamasında adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE hükmolunmuştur.

            Yargılamanın Yenilenmesi ve İnfazın Durdurulması Talebi İle Mahkeme’nin Beraat Kararı

            *Verilen ihlal kararı sonrasında Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinden Yargılamanın Yenilenmesi ve infazın durdurulması ile yenilenecek yargılama kapsamında sanığın beraatine hükmolunması talebinde bulunulmuş ve Mahkemece alınan Karar ile yargılamanın yenilenmesine ve kesinleşen 6 Yıl 3 Aylık hapis cezasının infazının da durdurulmasına karar verilmiştir.

            *Yargılamanın yenilenmesi aşamasında Savunma Dilekçesi sunularak iddianameye konu isnadların hukuki veçhesi ve suç teşkil etmediği ve AYM Kararının da bağlayıcılığı vurgulanarak sanığın beraatine hükmolunması talep edilmiştir.

            *Yapılan yargılama sonucunda yargılamanın yenilenmesi ile sanık Müvekkilin BERAATİNE hükmolunmuştur.

            *Karar’da;

            “… Dosya kapsamı ve yukarıda detaylı olarak açıklanan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde;

            Her ne kadar sanığın Vefa Eğitim Sağlık Turizm A.Ş., Selçuk Fen Eğitim Hizmetleri A.Ş., Anafen Öğretim ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. isimli şirketlerde çalışma kaydının  bulunduğu, sanığın örgüte müzahir Bank Asya isimli bankada 13/01/2014 ve 10/02/2014 tarihinde açılmış hesaplarının olduğu, adı geçen bankadaki hesap hareketleri incelendiğinde, 2013 Aralık 0 TL, 2014 Ocak 0 TL, 2014 Şubat 7.491,00 TL, 2014 yılı Mart 6.581,00 TL, 2014 Ağustos 5.479,00 TL, 2014 Eylül ayında 6.256,00 TL olduğu anlaşılmakla sanığın sanığın örgüt liderinin “Bank Asya’ya para yatırın” talimatları üzerine talimat dönemine (2014 yılı Şubat) denk gelecek şekilde bu talimata uyarak adı geçen bankaya para yatırdığı tespit edilmiş ise de; bozma sonrası yapılan yargılamada da soruşturma dosyaları kapsamında sanık hakkında örgütle irtibat ve iltisakını gösteren bir delile ulaşılamadığı, sanığın FETÖ terör örgütü ile organik bağ kurarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğuna dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı, sanığın aşamalardaki savunmalarıyla dosya içerisindeki delillerin uyumlu olduğu, UYAP Örgütlü Suçlar Bilgi Bankasından yapılan araştırmada sanık hakkında herhangi bir suç unsurunun da belirlenemediği, sanığın, aşamalardaki savunmalarının aksine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda terör örgütüne yardım etmek kastı ile örgütle iltisaklı bankaya para yatırdığına ve bankacılık işlemleri yaptığına dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın örgütle iltisaklı eğitim kurumlarında SGK kaydının bulunmasının atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceği, sanığın, örgüte insan kazandırma faaliyetlerinde veya maddi katkıda bulunduğuna, örgütün organizasyonlarına dahil olduğuna, örgütün gizli haberleşme programlarını kullandığına, örgüte müzahir dernek veya sendikaya üye olduğuna, örgüt içerisinde görev üstlendiğine, örgüt amacını benimseyerek örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk ettiğine, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katıldığına, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin hakkında bir delil veya tespit bulunmadığı, sanık hakkında düzenlenen veri anali,z raporunun da tek başına hükme esas alınamayacağı, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” ilkesine göre kuşkudan sanığın yararlandırılması gerektiği, sanığın cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu, şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddiaların sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemeyeceği, ceza mahkûmiyetinin bir ihtimale değil kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiği, bu ispatın teorik de olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemesi gerektiği, yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmanın ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına geleceği anlaşılmakla sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak  suçu  yönünden, toplanan delilere göre sanığın savunmasının aksine, isnad edilen suçu işlediği konusunda, kesin, mahkumiyete yeterli, her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığından, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca mahkememizce sanığın, CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” denilmiştir ve devamında HÜKÜM bölümünde;

            “…Her ne kadar sanık Ö.T. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilerek 5237 sayılı TCK’nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de mahkememizce yapılan yargılama sonunda sanığın savunmasının aksine üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin mahkumiyetine yeter ölçüde, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği ve böylelikle müsnet suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşılmakla, sanığın müsnet suçtan CMK 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE,

            2-Sanığın duruşmada kendini seçtiği vekaletnameli müdafii ile temsil ettirdiği anlaşıldığından hüküm tarihi ile yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre hesaplanan 65.000,00 TL maktu vekalet ücretinin Hazine’den alınarak sanığa verilmesine,

            3-CMK’nın 324 vd. maddeleri gereği yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,

            4-Olay nedeniyle gözaltında ve tutuklu olarak kaldığı anlaşılan sanığa CMK’nın 232/6. maddesi uyarınca aynı kanunun 141. ve 142. maddeleri gereğince TAZMİNAT HAKKININ BULUNDUĞUNUN ve anılan hükümler uyarınca, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde Tazminat Komisyonuna başvurarak tazminat isteminde bulunulabileceklerinin İHTARINA (ihtarat yapıldı),

            5-Sanık hakkında CMK 109/3-a maddesi uyarınca verilen adli kontrol tedbirinin KARAR KESİNLEŞTİĞİNDE KALDIRILMASINA,…”

            denilmiştir.    

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

İMAR KİRLİĞİNE NEDEN OLMA (TCK Md. 184) SUÇUNDAN BERAAT KARARI

TCK’nın 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında açılan kamu davasında, dava konusu imalatın bina vasfı taşımadığı ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı değerlendirilerek sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir.

Gizli Ses Kaydı Delil Olur mu?

Gizli Ses Kayıtlarının Suç Niteliği ve Delil Değeri Özeti
Türk hukuk sisteminde, davalarda kullanılacak delillerin mutlaka yasal yollardan elde edilmiş olması zorunludur. Metin, rıza dışında alınan gizli ses kayıtlarının Türk Ceza Kanunu (TCK Md. 132) kapsamındaki suç teşkil eden yapısını ve mahkemelerdeki geçersizliğini şu temel noktalarla açıklamaktadır:

Suçun Oluşma Şartları: Kişiler arasında yüz yüze gerçekleşen ve aleni olmayan (başkalarının duymayacağı inancıyla yapılan) konuşmaların, taraflardan en az birinin rızası olmaksızın cihazla (telefon, kayıt cihazı vb.) kaydedilmesi suçtur. Konuşmanın içeriği (özel hayat, ticari veya mesleki) bu durumu değiştirmez.

Haberleşme vs. Yüz Yüze Konuşma: TCK Md. 132 kapsamındaki suçun oluşması için konuşmanın yüz yüze olması şarttır. Telefon gibi araçlarla yapılan görüşmelerin dinlenmesi “haberleşmenin gizliliğini ihlal” kapsamına girer. Ayrıca bir cihaz kullanmadan salt kulak misafiri olup başkasına aktarmak (dedikodu) bu madde kapsamında suç sayılmaz.

Delil Niteliğinin Olmaması: Kamusal alanda alınmış olsa dahi gizli kayıt yapmak özel hayatın ihlalidir. Suç işlenerek ve hukuka aykırı yollarla elde edildikleri için, bu tür gizli ses kayıtları ceza davalarında (CMK Md. 217) ve boşanma gibi aile hukuku davalarında kesinlikle delil olarak kullanılamaz.

Mahkemeye Sunmanın (İfşa) Riski: Gizli bir ses kaydını haklı olduğunuzu ispatlamak amacıyla mahkemeye delil olarak sunmak, aynı zamanda eylemin açığa çıkarılması (ifşa) anlamına gelir. Bu durumda kaydı sunan kişi, TCK Md. 132/1-3 kapsamında hem “hukuka aykırı kaydetme” hem de “ifşa etme” olmak üzere iki ayrı suç işlemiş sayılabilir.

Turuncu kılıflı bir cep telefonunun ekranında işlem yapan bir kişinin elleri, arka planda dizüstü bilgisayar ve üst kısımda "HTS Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
HTS Kayıtları Delil Olur mu?

HTS (Historical Traffic Search), cep telefonu görüşmeleri, mesajlaşmalar ve baz istasyonu sinyalleri gibi iletişim verilerinin geriye dönük trafik kayıtlarıdır.

İçerik Değil, Trafik Bilgisi Sunar: HTS kayıtları iletişimin kiminle, hangi saatte ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösterir. Ancak konuşmaların veya mesajların içeriğini barındırmaz. Nokta atışı bir konum vermez; baz istasyonunun bulunduğu bölgeye göre 0 – 35 km arasında değişen yaklaşık bir lokasyon sunar. Operatörler bu verileri 2 ila 5 yıl arasında saklar.

Delil Olarak Kullanımı ve Yetersizliği: HTS kayıtları hem ceza davalarında (cinayet, örgüt üyeliği vb.) hem de hukuk davalarında (boşanma, aldatma vb.) delil olarak kullanılabilir. Ancak içerikten yoksun olduğu için tek başına kesin bir delil değildir ve mutlak suretle tanık, fotoğraf veya sosyal medya kayıtları gibi diğer somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Erişim Şartları (Hukuka Uygunluk): HTS kayıtlarına sadece mahkeme/hâkim kararıyla erişilebilir (CMK Md. 135). Usulsüz elde edilen veriler mahkemelerde hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir. Talep yolları üçe ayrılır: Savcılık soruşturmaları (Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla), istihbarat faaliyetleri ve kişisel hukuk davaları (Mahkeme kararıyla).

AYM ve Yargıtay’ın Yaklaşımı:

Anayasa Mahkemesi (AYM), içeriği belli olmayan görüşme kayıtlarının ve HTS verilerinin bir kişiyi tutuklamak için gerekli “kuvvetli suç belirtisi” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay kararlarına göre de içeriği tespit edilemeyen sinyal kayıtları, telefonun başkası tarafından da kullanılabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, tek başına mahkûmiyet için yeterli bir kanıt oluşturmaz.

Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?

İletmiş olduğunuz metnin özeti aşağıdadır:

WhatsApp Kayıtlarının Delil Niteliği Özeti

WhatsApp şirketinin merkezinin ABD’de bulunması ve veri gizliliği politikaları sebebiyle, yazışma kayıtlarının doğrudan şirketten istenmesi (devlet güvenliği gibi çok istisnai haller dışında) mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercilerine sunulan kayıtlar doğrudan taraflar tarafından temin edilmektedir. Kayıtların değiştirilebilir dijital veriler olması sebebiyle, ekran görüntüsü yerine akışı gösteren orijinal bir video kaydı ile sunulması delil değerini artırır; aksi takdirde mahkemelerce bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulur.

WhatsApp kayıtlarının üç temel yargı alanındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Ceza Hukuku Bakımından: Soruşturmalarda şüpheyi ortaya koyan veya destekleyen önemli bir delildir. Ancak, bu kayıtların hukuka uygun yollarla elde edilmesi şarttır. Başkalarının haberleşme gizliliğini ihlal ederek veya suç işlenerek elde edilen kayıtlar, CMK Md. 217 kapsamında hukuka aykırı sayılır ve delil olarak kabul edilmez.

Hukuk ve İş Davaları Bakımından: HMK Md. 199 kapsamında elektronik delil olarak kabul edilir. Yasal sınırı aşmayan borç/alacak davalarında ispat aracı olarak kullanılırken, iş davalarında (iş akdi feshi, işyeri gruplarındaki yazışmalar vb.) uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınır.

Aile Hukuku (Boşanma Davaları) Bakımından: Aldatma gibi kusurların ispatında sıklıkla kullanılsa da teknolojik olarak manipülasyona (ekleme/çıkarma) çok açıktır. Bu nedenle Yargıtay kararları gereği, WhatsApp yazışmaları tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Hükme esas alınabilmesi için mutlaka diğer maddi delillerle (tanık, fotoğraf vb.) desteklenmesi ve orijinalliğinin teyit edilmesi gerekir.

Ahşap zemin üzerinde iki ayrı ev maketi ve ebeveyn-çocuk figürlerinin ortasında duran hakim tokmağı ile üstte "Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?" yazısı.
Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?

Çocuğun Velayeti ve Velayetin Değiştirilmesi Özeti
Velayetin Süresi: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, kural olarak çocuk 18 yaşına gelip ergin oluncaya kadar devam eder. Erginlikle birlikte velayet son bulur (ancak kanuni şartlar oluşursa kişi vesayet altına alınabilir).

Velayetin Değiştirilmesi Sebepleri: Şartların değişmesi halinde 18 yaşından önce velayet değişikliği davası açılabilir. Velayet sahibinin yeniden evlenmesi, sağlık sorunları, çocuğun bakımının aksatılması veya diğer ebeveynin talebi bu değişikliğe gerekçe oluşturabilir.

Çocuğun İradesi (12 Yaş Kriteri): 12 yaş ve üzerindeki çocukların idrak gücü gelişmiş kabul edildiğinden, mahkemeler velayet kararlarında çocuğun tercihini ve beyanını büyük ölçüde dikkate alır.

Aile Yükümlülüklerinin İhlali (TCK Md. 233): Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatması veya kötü alışkanlıklara/madde bağımlılığına yönelmesine göz yumması suç teşkil eder ve doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Yaş Gruplarının Önemi: Çocuğun bulunduğu spesifik yaş grubu (0-3, 4-7, 8-12, 13-17), hem velayetin ilk kime verileceği konusunda hem de sonrasındaki velayet değişikliği davalarında mahkemeler için belirleyici bir kriterdir.