Elbirliği Mülkiyeti Nedir? (İştirak Halinde Mülkiyet) -TMK m. 701, 702 ve 703

Elbirliği mülkiyeti, mülkiyetin paylara ayrılmadan hak sahibi olanların geneline yayılmış halini ifade etmektedir ve bu şekilde mülkiyet ancak belirli hallerde söz konusu olur. Mülkün parçalara ayrılarak kişilere pay oranlarında özgülenmesi ve adlarına tescili bu mülkiyet şeklinde söz konusu olmaz. Ancak tapu vb. sicillerde ortaklaşa mülkiyetin kimler arasında var olduğu kayıt altına alınmış durumdadır. Bu şekilde olay sahipleri aynı oranda ve genele yayılmış şekilde mülkte hak sahibi olur.

            Kanunda elbirliği mülkiyetini doğuran hukukî ilişkilerin tamamı “ortaklık” kavramı ile ifade edilmiştir. Bir mülk üzerinde elbirliği mülkiyeti söz konusu ise hak sahipleri, mülkiyetin doğmasına sebep olan hukukî ilişkiye göre belirlenir.

            Her bir hak sahibi, mülkiyete konu taşınır ve taşınmaz mallar üzerinde pay sahibidir ancak mülkiyet diğer pay sahiplerinin paylarından ayrılmamış vaziyette olup mülkiyetin içerisinde onların payları ile birlikte mevcudiyetini korur. Elbirliği mülkiyeti 4721 sayılı TMK’nın ilgili maddelerinde düzenleme altına alınmıştır.

            4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

  1. Elbirliği mülkiyeti

       Kaynakları ve niteliği

       Madde 701- Kanun veya kanunda öngölen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.

     Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.

  1. Hükümleri

       Madde 702- Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir.

     Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.

     Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz.

     Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.”

            Elbirliği mülkiyeti, TMK’da düzenlenen ve kendine özgü hukuki rejimi bulunan bir mülkiyet şekli olup, bu mülkiyet şekli kanundan ya da sözleşmeden kaynaklanabilir.

Elbirliği Mülkiyeti İle Paylı Mülkiyet Arasındaki Fark Nedir?

Elbirliği mülkiyetinde, hak sahiplerinin hisse oranları belirsiz olduğundan, mülkiyete tabi malvarlığı değeri tek bir hak sahibi tarafından satılamaz. Ancak hak sahibi payını satarak diğer hak sahiplerine devredebilir. Mülkiyetle ilgili herhangi bir hukuki işlem, ortakların birlikte aynı doğrultuda alacakları tek bir kararla yapılabilir. Ancak paylı mülkiyette hak sahipleri paylarına ilişkin hukuki işlemleri tek başlarına yapmak hakkına sahiptir.

Paylı mülkiyet durumunda, her ortak, kendi payının haklarına ve yükümlülüklerine sahiptir. Bu payı rehnedebilir, alacaklılar tarafından haczedilebilir ve devredebilir. Ancak elbirliği mülkiyeti durumunda, mirasçılardan hiçbiri kendi payını satma veya devretme yetkisine sahip değildir. Her bir mirasçı, hak sahibi olup, pay sahibi değildir.

Paylı mülkiyette ortaklardan her biri kendi payının hak ve yükümlülüklerine sahiptir. Ancak elbirliğinde paylı mülkiyette olduğu gibi diğer ortaklardan bağımsız ve tek başına tasarrufta bulunmak hukuken mümkün değildir.

*Paylı mülkiyet satış vb. hallerde sona erebilir. Ancak elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer  (TMK Md. 703).

Elbirliği Mülkiyeti Hangi Durumlarda Ortaya Çıkar?

Elbirliği mülkiyeti öncelikle kanundan kaynaklanan ve genelde birden fazla mirasçının söz konusu olduğu miras bırakandan intikal eden malvarlığı değerleri bakımından uygulama alanı bulan “ortaklaşa mülkiyet” şeklidir. Hukuki dayanağı 4721 sayılı TMK ve ilgili diğer kanunlardır.

Ayrıca kanunun izin verdiği dairede sözleşme ile de elbirliği mülkiyeti ilişkisi kurulabilir ve belirli bir süre bu ilişkinin devamı taraflarca kayıt altına alınabilir.

Elbirliği Mülkiyetinde Satış İşlemleri Nasıl Yapılır?

Elbirliği mülkiyetine konu mala ilişkin kişilerin haklarına erişmeleri bakımından özellikle taşınmazlarda aynen taksime imkan varsa bu şekilde aynen taksimin mahkemece uygun bulunmaması halinde satış yoluyla giderim söz konusu olur. Bunun için öncelikle ortaklığın giderilmesi denilen davanın açılması ve mahkemece satış yoluyla ortaklığın giderilmesine hükmetmesi gereklidir. Ortaklığın giderilmesi davası açılmasında öncelikle arabulucuya başvurulması gereklidir.

            Ancak satış suretiyle taksimde ise malın ‘satış memurluğu’ kanalıyla satışa çıkarılması ve belirlenecek muhammen bedel üzerinden satışı ve sonrasında elde edilecek ücretin malda hakkı ve payı bulunanlara payları oranında taksim edilmesi söz konusu olur. Satış suretiyle ortaklığın giderilmesinde satış işlemleri de Online yapılmakta ve ihale internet üzerinden gerçekleştirilmektedir.

            Satış işlemleri güncel belirlenen değer üzerinden yapılır ve malda % 20 -‘den fazla pay sahibi olan kişi teminat göstermeden ihaleye katılma hakkında sahiptir.

Elbirliği Mülkiyetinin Sona Ermesi Nasıl Gerçekleşir?

Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer  (TMK Md. 703).

            Özellikle mirasa konu mallarda elbirliği mülkiyeti söz konusudur ve her bir mirasçının pay oranı mirasçılık belgesinde belirlenen oran miktarındadır. Elbirliği mülkiyeti sıralanan hallerde sona erer.

Elbirliği Mülkiyetinde Tasarruf İşlemleri Kimin Onayıyla Yapılabilir?

Elbirliğinde paylı mülkiyette olduğu gibi diğer ortaklardan bağımsız ve tek başına tasarrufta bulunmak hukuken mümkün değildir. Bu durum TMK’da “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir.

            Mülkiyetle ilgili herhangi bir hukuki işlem, ortakların birlikte aynı doğrultuda alacakları tek bir kararla yapılabilir.

3 Responses

  1. Elbirliği mülkiyeti olan bir tarla hissedarlarından bir tanesi kendi hissesini satmak istemediğinde paylı mülkiyeti çevrilmektedir paylı mülkiyete çevrildikten sonra diğer hissedarlar kendi hisselerini sattığında o hisseleri alacak olan şahıs hissesini satmak istemeyen şahsın hissesini satın alabilir mi ortaklığın giderilmesi davası açabilir mi yani paylı mülkiyette diğer bir ortak diğer Ortağın hissesini ortaklığın giderilmesi davası gibi davalar açarak elinden alabilir mi veya açık artırmayı çıkartabilir mi

    1. hissedarlar isteyebileceği gibi, hissederlardan alacaklı olan bir kişi dahi isteyebilir. örnek vermek gerekirse, diyelim ki siz bizim avukatlığını yaptığımız x banka şubesinden kredi çektiniz ve ödemenizi yapmadınız. biz alacaklı vekili olarak sizin hissenizin satılmasını, bununda ortaklığın giderilmesi davası sonuçlandıktan sonra halka açık bir şekilde, icra dairesi marifetiyle açık arttırmaya çıkarılmasını, elde edilecek gelirin, alacağımız kısmına denk gelecek tutarının banka hesabımıza yatmasını dahi isteyebiliriz.

  2. Merhaba,
    Elbirliği mülkiyetinde olan bir dükkan satılmak istendiğinde satış vergisi hissedarlar (4kişi) arasında eşit olarak pay mı edilir, yoksa tüm hissedarlar bu parayı ayrı, ayrı öderler mi?
    Kolay gelsin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

İMAR KİRLİĞİNE NEDEN OLMA (TCK Md. 184) SUÇUNDAN BERAAT KARARI

TCK’nın 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında açılan kamu davasında, dava konusu imalatın bina vasfı taşımadığı ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı değerlendirilerek sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir.

Gizli Ses Kaydı Delil Olur mu?

Gizli Ses Kayıtlarının Suç Niteliği ve Delil Değeri Özeti
Türk hukuk sisteminde, davalarda kullanılacak delillerin mutlaka yasal yollardan elde edilmiş olması zorunludur. Metin, rıza dışında alınan gizli ses kayıtlarının Türk Ceza Kanunu (TCK Md. 132) kapsamındaki suç teşkil eden yapısını ve mahkemelerdeki geçersizliğini şu temel noktalarla açıklamaktadır:

Suçun Oluşma Şartları: Kişiler arasında yüz yüze gerçekleşen ve aleni olmayan (başkalarının duymayacağı inancıyla yapılan) konuşmaların, taraflardan en az birinin rızası olmaksızın cihazla (telefon, kayıt cihazı vb.) kaydedilmesi suçtur. Konuşmanın içeriği (özel hayat, ticari veya mesleki) bu durumu değiştirmez.

Haberleşme vs. Yüz Yüze Konuşma: TCK Md. 132 kapsamındaki suçun oluşması için konuşmanın yüz yüze olması şarttır. Telefon gibi araçlarla yapılan görüşmelerin dinlenmesi “haberleşmenin gizliliğini ihlal” kapsamına girer. Ayrıca bir cihaz kullanmadan salt kulak misafiri olup başkasına aktarmak (dedikodu) bu madde kapsamında suç sayılmaz.

Delil Niteliğinin Olmaması: Kamusal alanda alınmış olsa dahi gizli kayıt yapmak özel hayatın ihlalidir. Suç işlenerek ve hukuka aykırı yollarla elde edildikleri için, bu tür gizli ses kayıtları ceza davalarında (CMK Md. 217) ve boşanma gibi aile hukuku davalarında kesinlikle delil olarak kullanılamaz.

Mahkemeye Sunmanın (İfşa) Riski: Gizli bir ses kaydını haklı olduğunuzu ispatlamak amacıyla mahkemeye delil olarak sunmak, aynı zamanda eylemin açığa çıkarılması (ifşa) anlamına gelir. Bu durumda kaydı sunan kişi, TCK Md. 132/1-3 kapsamında hem “hukuka aykırı kaydetme” hem de “ifşa etme” olmak üzere iki ayrı suç işlemiş sayılabilir.

Turuncu kılıflı bir cep telefonunun ekranında işlem yapan bir kişinin elleri, arka planda dizüstü bilgisayar ve üst kısımda "HTS Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
HTS Kayıtları Delil Olur mu?

HTS (Historical Traffic Search), cep telefonu görüşmeleri, mesajlaşmalar ve baz istasyonu sinyalleri gibi iletişim verilerinin geriye dönük trafik kayıtlarıdır.

İçerik Değil, Trafik Bilgisi Sunar: HTS kayıtları iletişimin kiminle, hangi saatte ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösterir. Ancak konuşmaların veya mesajların içeriğini barındırmaz. Nokta atışı bir konum vermez; baz istasyonunun bulunduğu bölgeye göre 0 – 35 km arasında değişen yaklaşık bir lokasyon sunar. Operatörler bu verileri 2 ila 5 yıl arasında saklar.

Delil Olarak Kullanımı ve Yetersizliği: HTS kayıtları hem ceza davalarında (cinayet, örgüt üyeliği vb.) hem de hukuk davalarında (boşanma, aldatma vb.) delil olarak kullanılabilir. Ancak içerikten yoksun olduğu için tek başına kesin bir delil değildir ve mutlak suretle tanık, fotoğraf veya sosyal medya kayıtları gibi diğer somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Erişim Şartları (Hukuka Uygunluk): HTS kayıtlarına sadece mahkeme/hâkim kararıyla erişilebilir (CMK Md. 135). Usulsüz elde edilen veriler mahkemelerde hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir. Talep yolları üçe ayrılır: Savcılık soruşturmaları (Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla), istihbarat faaliyetleri ve kişisel hukuk davaları (Mahkeme kararıyla).

AYM ve Yargıtay’ın Yaklaşımı:

Anayasa Mahkemesi (AYM), içeriği belli olmayan görüşme kayıtlarının ve HTS verilerinin bir kişiyi tutuklamak için gerekli “kuvvetli suç belirtisi” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay kararlarına göre de içeriği tespit edilemeyen sinyal kayıtları, telefonun başkası tarafından da kullanılabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, tek başına mahkûmiyet için yeterli bir kanıt oluşturmaz.

Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?

İletmiş olduğunuz metnin özeti aşağıdadır:

WhatsApp Kayıtlarının Delil Niteliği Özeti

WhatsApp şirketinin merkezinin ABD’de bulunması ve veri gizliliği politikaları sebebiyle, yazışma kayıtlarının doğrudan şirketten istenmesi (devlet güvenliği gibi çok istisnai haller dışında) mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercilerine sunulan kayıtlar doğrudan taraflar tarafından temin edilmektedir. Kayıtların değiştirilebilir dijital veriler olması sebebiyle, ekran görüntüsü yerine akışı gösteren orijinal bir video kaydı ile sunulması delil değerini artırır; aksi takdirde mahkemelerce bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulur.

WhatsApp kayıtlarının üç temel yargı alanındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Ceza Hukuku Bakımından: Soruşturmalarda şüpheyi ortaya koyan veya destekleyen önemli bir delildir. Ancak, bu kayıtların hukuka uygun yollarla elde edilmesi şarttır. Başkalarının haberleşme gizliliğini ihlal ederek veya suç işlenerek elde edilen kayıtlar, CMK Md. 217 kapsamında hukuka aykırı sayılır ve delil olarak kabul edilmez.

Hukuk ve İş Davaları Bakımından: HMK Md. 199 kapsamında elektronik delil olarak kabul edilir. Yasal sınırı aşmayan borç/alacak davalarında ispat aracı olarak kullanılırken, iş davalarında (iş akdi feshi, işyeri gruplarındaki yazışmalar vb.) uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınır.

Aile Hukuku (Boşanma Davaları) Bakımından: Aldatma gibi kusurların ispatında sıklıkla kullanılsa da teknolojik olarak manipülasyona (ekleme/çıkarma) çok açıktır. Bu nedenle Yargıtay kararları gereği, WhatsApp yazışmaları tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Hükme esas alınabilmesi için mutlaka diğer maddi delillerle (tanık, fotoğraf vb.) desteklenmesi ve orijinalliğinin teyit edilmesi gerekir.

Ahşap zemin üzerinde iki ayrı ev maketi ve ebeveyn-çocuk figürlerinin ortasında duran hakim tokmağı ile üstte "Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?" yazısı.
Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?

Çocuğun Velayeti ve Velayetin Değiştirilmesi Özeti
Velayetin Süresi: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, kural olarak çocuk 18 yaşına gelip ergin oluncaya kadar devam eder. Erginlikle birlikte velayet son bulur (ancak kanuni şartlar oluşursa kişi vesayet altına alınabilir).

Velayetin Değiştirilmesi Sebepleri: Şartların değişmesi halinde 18 yaşından önce velayet değişikliği davası açılabilir. Velayet sahibinin yeniden evlenmesi, sağlık sorunları, çocuğun bakımının aksatılması veya diğer ebeveynin talebi bu değişikliğe gerekçe oluşturabilir.

Çocuğun İradesi (12 Yaş Kriteri): 12 yaş ve üzerindeki çocukların idrak gücü gelişmiş kabul edildiğinden, mahkemeler velayet kararlarında çocuğun tercihini ve beyanını büyük ölçüde dikkate alır.

Aile Yükümlülüklerinin İhlali (TCK Md. 233): Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatması veya kötü alışkanlıklara/madde bağımlılığına yönelmesine göz yumması suç teşkil eder ve doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Yaş Gruplarının Önemi: Çocuğun bulunduğu spesifik yaş grubu (0-3, 4-7, 8-12, 13-17), hem velayetin ilk kime verileceği konusunda hem de sonrasındaki velayet değişikliği davalarında mahkemeler için belirleyici bir kriterdir.