Çarşı ve Mahalle Bekçilerinin “Arama Yetkisi”

Basın yayın organlarına yansıyan son haberler ile 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 7 inci maddesinin altıncı fıkrasında 7533 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi ile yapılan değişiklikle bekçilere “arama yetkisi verildiği” vurgulanmaktadır.

          Arama, hukukumuzda Anayasa ve ilgili kanun hükümleri gereğince ancak hakim kararı ile icra edilebilen ve kanunda gösterilen hallerde ise gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili adli merciin/amirin izniyle yapılabilen bir işlemdir. Önleme araması ve adli arama şeklinde hukukumuzda düzenlenen ve farklı usul ve esaslara tabi olan, Adli ve Önleme Aramalar Yönetmeliği’nde uygulanma şekli düzenlenen “arama işlemleri” bakımından yapılan düzenlemeyi değerlendirmek gereklidir.

          Öncelikle bekçilere verilmiş bir arama yetkisi mevcut değildir. Kanunda buna ilişkin kullanılan dair “kontrol”dür.

          Anılan fıkra hükmü şöyledir:

          “MADDE 7- (…)

          (6) (Değişik:21/11/2024-7533/44 md.) Çarşı ve mahalle bekçisi durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah ya da kendisinin veya başkasının yaşamını tehlikeye sokabilecek bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı hâlinde, kendisine veya başkasına zarar verilmesini önlemek amacıyla kişiler üzerinde yoklama suretiyle el ile dıştan kontrol yapabilir. Araçlarda ise aracın dışarıdan bakıldığında içerisi gönen bölümlerini kontrol edebilir. Bu amaçla üst ve araç araması yapılamaz, kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez.”

          Bu fıkra hükmünü, genel anlamda değerlendirmek gereklidir:

          1. Çarşı ve Mahalle Bekçilerine bu düzenleme ile PVSK Md. 4/A’da düzenlenen kolluk yetkisinden farklı olarak ve bu düzenlemenin genel mantığından ayrı olarak belirli bir şekil olan YOKLAMA suretiyle el ile kontrol yetkisi tanınmıştır. Oysa kolluğun gerekli tedbirleri alabileceği PVSK Md. 4/A’da şöyle düzenlenmiştir: “…Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir…”

          “Gerekli tedbirler” içerisinde bu maddenin gerekçesinde yer alan yoklama ve sıvazlama şeklinde iki kontrol şekli de yer almaktadır ve tanımı da yapılmıştır.

          2. Kanunda yapılan bu açık düzenleme gereğince kontrolün yöntemi belirlendiği için bekçilerin “yoklama” dışında sıvazlama vb. bir yöntemle kontrol yapmasına hukuken olanak da kalmamıştır. Sınırlayıcı bir kontrol şeklidir yapılan düzenleme.

          3. Yine PVSK Md. 4/A’da fıkranın devamında ayrıca  “..Bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez….” düzenlemesi yer almaktadır.

          PVSK’da sınırlayıcı bir yetki olarak düzenlenen bu hüküm farklı bir şekilde 7245 sayılı Kanun’da “…Araçlarda ise aracın dışarıdan bakıldığında içerisi gönen bölümlerini kontrol edebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Görünmeyen yerlere bakılamaması düzenlenebilir ancak görünen yerlere bakılmasının kanunda ne için ve neye istinaden düzenlendiği de belli değildir.

          Bu düzenlemenin mantığı da yanlıştır ve kolluğun yapabileceği bir işlemin ve sıradan bir kolluk işleminin bu şekilde yetki altına alınması da hukuki değildir.

          Bekçinin, aracın görünen kısımlarına bakmaması abestir ve bakmasından daha doğal bir durum olamaz. Bunun yasal yönden bir izahı da yoktur. Zaten görünen ve sıradan bir bakışla izlenebilen bir durumun ayrıca neden düzenlendiğini anlamak mümkün değildir.

          Kısacası bu cümlenin kanunda yer alması anlamsızdır.

          4.Bekçilerin durdurma sırasında alabileceği tedbirleri, PVSK’ya aykırı olarak sadece yoklama suretiyle el ile kontrol ile kanun sınırlamıştır. Kontrol ve güvenliği sağlama ve her şeyden önce bireysel güvenliği sağlama anlamında gerekli tedbirlerin alınması kapsamında durdurma esnasında kolluk, “yoklama”ve “sıvazlama” suretiyle kişinin üstünde kontrol yapabilir. Yoklama vücudun farklı yerlerine elle temas edip kontrol etmektir; sıvazlama ise bu işlemin elin vücutta kaldırılmaksızın gezdirilmesi suretiyle yapılmasıdır. Bekçiler bunlardan sadece yoklamayı yapabilecektir. Kontrol yetkisi özel güvenlik dışında belirli hallerde kolluğa zaten tanınmıştır ve PVSK Md. 9’da belirli yerlere gelenlerin polisçe aramaya tabi tutulabileceği düzenlenmiştir.

          Buna göre yoklama bekçilerce yapılabilecek tek kontrol işlemidir ve bekçilerin gerekli tedbirlerin alınması kapsamında yoklama dışında  başka bir kontrol işlemi yapması mümkün değildir.

          5. Dolayısıyla bekçilerin durdurma sırasında gerekli olması halinde ne surette işlem yapacağı meçhuldür ve yoklama ile kontrol yeterli olmazsa ve tehlikenin kaynağını giderecek tedbirler bu şekilde alınamazsa bekçi ne yapabilecektir? Kanunda buna dair bir düzenleme de yer almamaktadır.

          Kanun koyucunun, kolluk yetkisi bakımından 2559 sayılı PVSK ve 7245 sayılı Kanun’da ayrı ayrı düzenleme yapması ve birbirinden bunların farklı olması bir eksikliktir ve uygulamada karmaşayı da beraberinde getirecek olup, arama yetkisi bakımından da bu düzenleme 2007 yılından bu yana uygulanan gelen yerleşik teamülleri de yok saymak anlamına gelmektedir.

          Ayrıca kanunda ve ilgili mevzuatta ayrı ayrı düzenlenen “arama, önleme araması, adli arama, kontrol, sıvazlama, yoklama, X Ray kontrolü” gibi kavramları doğru ve yerli yerinde kullanmak gereklidir.

          Kollukça yapılan işlemler hakkında hak aramak için ihtiyaç duyduğunuz hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetlerine OR HUKUK ve DANIŞMANLIK OFİSİMİZ”DEN ulaşabilirsiniz. Bir telefon kadar yakınız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Ölen Eşin Organ Bağışı Nasıl İptal Edilir?

Organ bağışı, kişinin sağlığında verdiği irade doğrultusunda ölümünden sonra uygulanabilen bir işlemdir. Ancak uygulamada aile bireylerinin görüşü ve hastane sürecindeki onay mekanizmaları da önem taşımaktadır. Organ bağışında bulunan eşin vefatı sonrasında bağışın iptal edilmesi veya uygulanmaması için e-Devlet üzerinden sorgulama ve iptal işlemleri yapılabilmekte, ayrıca hastanedeki organ nakli koordinatörlerine aile iradesi bildirilebilmektedir. Organ bağışına ilişkin süreçler, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.