Doktor Hatası Nedeniyle (Malpraktis) Tazminat Davası

Tıbbi hatanın kasten veya ihmalen (taksir) gerçekleştirilmesi durumuna göre hekimin davranışı hukuki sorumluluk yönünden “haksız fiil” sayılacak ve Türk Borçlar Kanunu m.49 vd. hükümlerinde yer alan haksız fiil sorumluluğu söz konusu olacaktır.

Sözleşme mevcut ise sözleşme hükümlerine aykırılıktan da sorumluluk mevcut olur.

Bu durumda hem manevi zarar hem de maddi zarar bakımından hem kurumsal hem de kişsel olarak doktorun sorumluluğuna gidilebilecek olup, ayrıca adam çalıştıranın sorumluluğu ve ifa yardımcılarının eylemleri bakımından 6098 sayılı Kanun’un 66 ve 116 ncı maddesi hükümleri de tazminat sorumluluğunda söz konusu olabilecektir.

Malpraktis Davalarında Tazminatı Kim Öder?

Malpraktis davaları bakımından hem kurum olarak özel hastanenin hem de kişi olarak tedaviyi yapan hekimin sorumluluğu söz konusu olur.

6098 sayılı Kanun’un 61 ve 62 inci maddesi hükümlerine göre müteselsil sorumluluk mevcut olduğundan maddi ve manevi zararın giderilmesi bakımından özel hastane ve hekim birlikte sorumlu olurlar. Kanun’un bahse konu hükmü “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindedir.

Zararı giderenin sorumlulukları bakımından ise hastane ve doktor arasında 6098 sayılı Kanun’un 62 inci maddesi hükmü uygulama alanı bulur.

Doktor Hatası Nedeniyle Ölüm Sonrası Ne Kadar Tazminat Alınabilir?

Yargısal süreçle ortaya konulan manevi ve maddi zarar bakımından her konu kendine özgü ve sebepleri farklı olduğundan bir tahmin yapmak mümkün değildir. Ancak malpraktis sebebiyle ölüm meydana gelmesi halinde aşağıdaki tazminat sitemleri söz konusu olur:

* Defin masrafları,

* Ölmeden önde ve hatalı tedavi sonrasında başkaca bir tıbbi uygulama yapılmışsa bunun masrafları,

* Çalışan bir kişi ise çalışmama sebebiyle yoksun kalınan alacaklar,

* Ölenden sürekli ve düzenli yardım görenlerin yoksun kaldıkları ödemeler (destekten yoksun kalma tazminatı),

* Ölenin yakınlarının duyduğu elem ve acının sonucu olarak manevi tazminat.

Bütün bu alacakların bilirkişi marifetiyle ve ölenin yaşı ve çalışma durumu esas alınarak kalem kalem belirlenmesi gereklidir. O nedenle tahmini bir bedel öngörmek olanaksızdır.

Ancak 30 yaşında ölen bir kişinin 65 yaşına kadar sigortalı olarak çalışacağı ve gelir elde edeceği hesaplanarak brüt asgari ücret üzerinden çalışmadan yoksun kalması sebebiyle yaklaşık 35 yıl üzerinden hesaplamada ulaşılan değer maddi tazminatın belirlenmesinde dikkate alınır.

Manevi tazminat bakımından ise yakınlarının sayısı ve yakınlık dereceleri önem arz eder.

Doktor Hatası Nedeniyle Sakatlık Sonrası Ne Kadar Tazminat Alınabilir?

Malpraktisin diğer bir sonucu da ölümden farklı olarak sürekli sakatlık hali ve engelli olmadır. Bu durumda malpraktis sebebiyle sakatlık meydana gelmesi halinde aşağıdaki tazminat istemleri söz konusu olur:

* Tedavi giderleri,

* Çalışma gücünün kaybından doğan alacaklar,

* Kişinin kendisine, ailesi ve yakınlarının ortaya çıkan olumsuz durum (ağır zarar) sebebiyle gördükleri elem ve acıdan kaynaklı manevi tazminat,

* Kişinin hayatını devam ettirmesi için ihtiyaç duyulan bakım giderleri ve ihtiyaç duyulan taşıt ve engelli sandalyesi (yürüteç vb.) diğerleri.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Ölen Eşin Organ Bağışı Nasıl İptal Edilir?

Organ bağışı, kişinin sağlığında verdiği irade doğrultusunda ölümünden sonra uygulanabilen bir işlemdir. Ancak uygulamada aile bireylerinin görüşü ve hastane sürecindeki onay mekanizmaları da önem taşımaktadır. Organ bağışında bulunan eşin vefatı sonrasında bağışın iptal edilmesi veya uygulanmaması için e-Devlet üzerinden sorgulama ve iptal işlemleri yapılabilmekte, ayrıca hastanedeki organ nakli koordinatörlerine aile iradesi bildirilebilmektedir. Organ bağışına ilişkin süreçler, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.