Kamulaştırmasız El Atma

Kamulaştırmasız El Atma

Kamulaştırma, kamu yararı amacıyla mülkiyet hakkına getirilen bir sınırlamadır ve kaynağını 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. ve 46. maddelerinden alır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre kamulaştırma idarenin, kamu yararı düşüncesi ile ve kamu gücüne dayanarak, bedelini istisnalar hariç olmak üzere peşin ödemek koşulu ile bir taşınmaz malı malikinin rıza ve onayı olmadan edinmesidir. Kamulaştırma ile ilgili usul ve esaslar 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ile düzenlenmiştir.

Olması gereken idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin ifası için kamu yararını gözeterek 2942 sayılı yasa ile belirtilen usul ve esaslara uyarak kamulaştırma işlemi yapmasıdır. Ancak idare bazen kendi koyduğu kurallara aykırı olacak şekilde gerçek kişilere ya da özel hukuk tüzel kişilerine ait taşınmazlara el atabilmektedir. Bu el atmalar kamulaştırmasız el atma olarak ifade edilmekte ve kamulaştırmasız el atma fiili olabileceği gibi, hukuki nitelikte de olabilmektedir.

Kamulaştırma ya da kamulaştırmasız el atmalar, halk arasında, taşınmaza devletin el atma işlemi ya da hukuksuz kamulaştırma olarak bilinmektedir.

Kamulaştırmasız Fiili El Atma

Kamulaştırmasız fiili el atma idarenin yürüttüğü kamu hizmeti için ihtiyaç duyduğu gerçek kişilere ya da özel hukuk tüzel kişilerine ait taşınmazlara hukuki bir dayanak olmaksızın daimi ve fiili bir şekilde el atmasıdır. İdare bu şekilde tapulu araziye el atma olarak ifade edilebilen işlemi gerçekleştirmiş olmaktadır.

Kamulaştırmasız fiili el atmada idare ya kamulaştırma işlemi olmaksızın özel mülkiyetteki taşınmaza müdahale etmekte ya da usulüne uygun olmayan veya tamamlanmayan kamulaştırma işlemi ile bu müdahaleyi gerçekleştirmektedir. Bu iki durumda da fiili el atma söz konusudur. Yargıtay kamulaştırma kararı alınmadan yapılan el atmaları ve müdahaleleri kamulaştırmasız fiili el atma olarak nitelendirmektedir.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atma

Kamulaştırmasız hukuki el atma kamu idaresinin, yürüttüğü kamu hizmeti nedeniyle ihtiyaç duyduğu, gerçek kişilere ya da özel hukuk tüzel kişilerine ait taşınmaza fiilen el atmamakla birlikte, kanunların verdiği yetki ile bu taşınmazın mülkiyet hakkını süresi belirsiz bir biçimde engellemesidir.

Kamulaştırmasız hukuki el atmada, idarenin yapması gereken işlemleri yapmaması nedeniyle daha önce tesis edilen idari işlemlerle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamalar kanunda öngörülen sürenin de üzerinde bir süre devam etmekte, mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanılmasına mani olunmakta ve mülkiyet hakkının özüne dokunulmaktadır.

 Kamulaştırmasız El Atma Davası Nasıl Açılır?

Kamulaştırmasız fiili el atma davası, el atılan taşınmazın maliki tarafından, taşınmaza hukuka aykırı şekilde el atan kamu idaresine karşı, taşınmazın bulunduğu yerdeki görevli ve yetkili mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kamulaştırmasız hukuki el atma davasında ise görevli ve yetkili mahkeme idare mahkemeleridir. Açılan davalar, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davası niteliğindedir. Bu nedenle malik haksız fiil nedeniyle uğradığı zararların tazminini ve taşınmazın bedelini talep edebilir. Bu davalarda uzlaşma dava şartı değildir.

Kamulaştırmasız el atma davası bir eda davasıdır ve kısmi ya da belirsiz alacak davası olarak açılabilecektir. Çoğunlukla da belirsiz alacak davası olarak açılır zira yargılama sırasında mahkemece yapılacak araştırmalar, keşif ve bilirkişi incelemeleri neticesinde taşınmazın gerçek değeri belirlenecektir. Kamulaştırmasız el atma davası nispi harç ve vekalet ücretine tabidir. Kamulaştırmasız el atma davalarında verilen hükümler kesinleşmeden icraya konulabilecektir. Bu davalarda kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.

Kamulaştırmasız hukuki el atmalarda idarenin hukuken el attığı yeri kamulaştırması için beş yıllık süresi vardır ve bu sürede idare kamulaştırma işlemi yapmazsa taşınmaz malikleri idari yargıda tazminat davası açabilecektir.

Hangi Durumlar Kamulaştırmasız El Atma Sayılır?

İdarenin usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi olmadan ya da kamulaştırma işlemi tamamlanmadan özel mülkiyete fiilen müdahale ederek yol, kanal, enerji hattı veya spor tesisi gibi kamu hizmetine mahsus yerler yapması kamulaştırmasız el atma halleridir. Fiili el atma olmasa da, idarenin özel mülkiyete ait taşınmazla ilgili kamu yararı gereği ancak usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi olmaksızın, hukuki kararlar alarak mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanılmasını engellemesi ise hukuki el atmadır. İdarenin imar planlarını uygulamaması ve sair eylemleriyle, taşınmazdaki mülkiyet hakkını kısıtlaması hukuki el atma olarak nitelendirilebilir.

Zaman Aşımı Süresi ve Dava Açma Hakkı

Kamulaştırmasız el atma davaları herhangi bir zamanaşımı süresine tabi olmadığından kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazına el konulan kişiler, her zaman dava açma hakkına sahiptir. Dava açma hakkı taşınmaz malikine aittir.

Kamulaştırmasız hukuki el atmalarda idarenin hukuken el attığı yeri kamulaştırması için beş yıllık süresi vardır ve bu sürede idare kamulaştırma işlemi yapmazsa taşınmaz malikleri idari yargıda tazminat davası açabilecektir.

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA KONUSUNDA YARGITAY UYGULAMASI

Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda taşınmaz üzerindeki yapıdan %70 oranında değer kaybı hesaplanacağı belirtildikten sonra %50 oranında değer kaybı hesaplandığı anlaşıldığından, yapının yaşı net olarak tespit edilip, metruk durumda olduğu iddiası gözetilerek rapordaki çelişki giderilmek suretiyle yapı için yıpranma oranı belirlenmesi gerekir

 Arsa niteliğindeki taşınmazın zeminine 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
3. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılama hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı idare vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
4. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda taşınmaz üzerindeki yapıdan %70 oranında değer kaybı hesaplanacağı belirtildikten sonra %50 oranında değer kaybı hesaplandığı anlaşıldığından, yapının yaşı net olarak tespit edilip, metruk durumda olduğu iddiası gözetilerek rapordaki çelişki giderilmek suretiyle yapı için yıpranma oranı belirlenmesi gerekirken eksik incleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.( Y 5. HD 24.12.2024 T, 2024/11854 E.,  2024/10543 K.)

Tüm davacılar için ayrı ayrı olmak üzere, kamulaştırmasız el atma bedeli olarak hüküm altına alınan ve temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırına dikkat edilmelidir

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı idareler vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, miktar veya değeri her paydaş için 378.290,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesin olup, bu kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz.

Temyize konu edilen miktarın her paydaş için değeri kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

Tüm davacılar için ayrı ayrı olmak üzere, kamulaştırmasız el atma bedeli olarak hüküm altına alınan ve temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. ( Y 5. HD 19.09.2024 T, 2024/9645 E.,  2024/8309 K.)

Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekâlet ücretinin nispi olarak uygulanması gerekir

1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dava konusu taşınmaza fen bilirkişi raporuna göre kısmen fiilen el atıldığı anlaşılmış olup taşınmazın imar planında spor alanında kalması nedeniyle kamulaştırmasız el atma olgusunun proje bütünlüğü kapsamında gerçekleştiğinin kabulü yerinde görülmüştür.
3. 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak değer biçilmesi, taşınmazda davacı tarafın pay karşılığına hükmedilmesi yerindedir.
4. Eldeki davada taşınmaza 04.11.1983 tarihinden sonra el atılmıştır. 7421 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 4’ün üçüncü fıkrası; “Bu Kanun kapsamında açılan davalarda verilen bedel ve tazminat kararlarına ilişkin mahkeme ve icra harçları, davalı idare tarafından ödenmek üzere maktu olarak belirlenir.” şeklinde düzenlenmiştir. 2942 sayılı Kanun’un 6487 sayılı Kanun’la değiştirilen Geçici 6 ncı maddesinin onikinci ve onüçüncü fıkraları; “09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği” gerekçesiyle ve Anayasa’nın 2 ncı ve 35 inci maddelerine aykırı bulunarak 13.03.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ve 2013/95 Esas, 2014/176 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 2942 sayılı Kanun’da 04.11.1983 tarihinden sonraki fiili el atmalara ilişkin başkaca bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 16.05.1956 tarihli ve 1956/1 Esas, 1956/6 Karar ile 16.05.1956 tarihli ve 1954/1 Esas, 1956/7 Karar sayılı kararlarından alan 04.11.1983 tarihinden sonra fiilen el atılan taşınmazlar yönünden, kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekâlet ücretinin nispi olarak uygulanması gerektiğinden 2942 sayılı Kanun’un Ek Madde 4’ün üçüncü fıkrasının uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
5. Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının nispi harca ilişkin bölümüne dokunulmaksızın istinaf isteminin şeklî olarak esastan reddine karar verildikten sonra istinaf harcının maktuya çevrilerek nispi harcın bakiyesinin iadesine karar verilmesi suretiyle 1983 sonrası fiili el atma nedeniyle açılan tazminat davalarında Ek Madde 4 gereğince maktu harç alınacağı yönünde irade ortaya konulmuş ancak kamu düzenine ilişkin ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gereken ve İlk Derece Mahkemesinde nispi alınan harcın 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle düzeltilmesi yoluna gidilmeden 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin birinci fıkrasından istifade ile Yargıtayın harca yönelik uygulamasının etkinliğinin ortadan kaldırılması bu şekilde Yargıtayın içtihat birliğini sağlama görevinin devre dışı bırakılarak hukukî öngörülebilirlik ve hukukî güvenliğin zedelenmesi sonucunu doğurduğundan kararın bozulması gerekir. ( Y 5. HD 18.12.2024 T, 2024/9290 E.,  2024/10180 K.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Ölen Eşin Organ Bağışı Nasıl İptal Edilir?

Organ bağışı, kişinin sağlığında verdiği irade doğrultusunda ölümünden sonra uygulanabilen bir işlemdir. Ancak uygulamada aile bireylerinin görüşü ve hastane sürecindeki onay mekanizmaları da önem taşımaktadır. Organ bağışında bulunan eşin vefatı sonrasında bağışın iptal edilmesi veya uygulanmaması için e-Devlet üzerinden sorgulama ve iptal işlemleri yapılabilmekte, ayrıca hastanedeki organ nakli koordinatörlerine aile iradesi bildirilebilmektedir. Organ bağışına ilişkin süreçler, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.