CEBİR SUÇU (TCK m. 108)

Cebir Suçu Mevzuatımızda Nerede Düzenlenmiştir?

Cebir, bir kimseye karşı fiziki olarak zor ve güç kullanmak suretiyle onun iradesi üzerinde ve davranışları üzerinde etki meydana getirilmesidir. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 387)

Cebir suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 108. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metni;

“Cebir

Madde 108– (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.” şeklindedir.

Madde gerekçesi aşağıdaki şekildedir;

“Madde metninde cebir kullanma suçu tanımlanmıştır. Cebir kullanma suçu, aynı zamanda kasten yaralama suçunu oluşturmakta­dır. Ancak, kasten yaralama suçundan farklı olarak, bir şeyi yapması veya yapmaması ya da bir şeyin yapılmasına müsaade etmesi için kişiye karşı cebir tatbik edilmektedir.

Latince karşılığı “vis compulsiva” olan cebir, kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir.

Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etki­siyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebir hâlinde kişi bir acı hissetmektedir ve bu acının etkisiyle belli bir davranışı gerçekleştirmeye zorlanmaktadır. Buna karşılık, tehdit hâlinde, kişi bir tecavüzün, kötülüğün ileride meydana geleceği bildirilerek korkutulmaktadır.

Bu düzenlemede, cebir kullanma suçuyla ilgili olarak öngörülen ceza, kasten yaralama suçundan dolayı verilecek cezanın belli bir oranda artırıl­masından ibarettir.”

Cebir suçunun konusu mağdurun bedeni ve fiziki yapısıdır. Bu suç ile korunan hukuki yarar ise kişinin iradesidir.

Suçun Maddi ve Manevi Unsurları Nelerdir?

TCK m. 108’de düzenlenen cebir suçunun maddi unsuru failin bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı zor kullanmasıdır.

Zor kullanma eylemi fiziki olarak olmalıdır. İradenin zorlanması eylemi ancak tehdit suçuna vücut verebilir; cebirden bahsedilebilmesi için mağdurun fiziken zorlanması şarttır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasında fiziksel temas olmaksızın cebir suçunun işlenildiğinden bahsedilemez.

Cebir suçunun hareket unsuru aslında yaralama suçunu da teşkil eder. Ancak cebir suçunu yaralamadan ayıran husus, yaralamada eylemin mağdura karşı bir şeyi yapması ya da yapmaması veyahut da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için değil bunlar dışında bir nedenle işlenmesidir. Başka bir ifade ile fail mağdura istediği bir şeyi yaptırmak, yaptırmamak ya da yapmasına izin vermek için uygulamışsa cebir suçu oluşacaktır, aksi halde yaralama suçu oluşur.

Cebir suçunun oluşması için mağdurun fiziki zorlanma nedeniyle acı duyması şart değildir. Failin cebir ile istediği sonuca ulaşıp ulaşamamasının da suçun oluşumu yönünden bir etkisi yoktur. Cebir kullanılan kişi ile kendisinden belli yönde davranması beklenilen kişinin aynı kişi olması da şart değildir. Zira madde gerekçesinde cebirin, kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesi olduğu vurgulanmıştır.

Failin eyleminin cebir suçuna vücut verebilmesi için mağdurun iradesini zorlamaya elverişli bir eylem olmalıdır, aksi halde cebirden bahsedilemez.

Cebir suçunun tehditten farkı zorlama hemen icra edilmekteyken, tehditte ileride gerçekleştirilecek bir kötülükten bahsedilmektedir.

Cebir kullanma suçu genel ve tamamlayıcı bir suç olup, kanun koyucu kişi özgürlüğünü kapsamlı bir şekilde koruyabilmek için bu suç tipini kanuna koymuştur. Bu bakımdan TCK’nın 108. maddesindeki cebir başka amaçla kullanılıp bir suç meydana getirdiği yani cebir kullanımı belli koşullarda ayrıca ve özellikle diğer suçun unsuru olduğu hallerde ayrıca uygulanmaz.

Cebir suçunun manevi unsuru ise genel kasttır. Doktrinde bazı görüşlere göre cebir suçunda failin amacı mağdura bir şeyi yapması ya da yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için zorlama olmalıdır. Ancak Yargıtay uygulamalarında cebir suçu için özel-genel kast ayrımı yapmadan, cebir suçunun oluşabilmesi için ancak belli maksatlarla bu suçun işlenmesi gerektiğini aksi halde cebir değil yaralama suçunun oluşacağını değerlendirmiştir. Örneğin yağma suçunun unsuru olan cebir halinde ayrıca cebin suçundan hüküm kurulmayacaktır.

Suçun Faili Ve Mağduru Kimlerdir?

Bu suçun faili ve mağduru herkes olabilir. Fail ve mağdur olmak için ek bir nitelik aranmamıştır.

Bu suçun kamu görevlisine karşı görevini yaptırmamak amacıyla işlenmesi halinde cebir değil, görevi yaptırmamak için direnme suçundan bahsedilecektir.

Suçun Takibi Şikayete Bağlı Mıdır?

Cebir suçunun takibi şikayete bağlı değildir ve re’sen soruşturulup kovuşturulur.

Suçu Kovuşturmayla Görevli Mahkeme Neresidir?

Cebir suçunu kovuşturmaya görevli mahkeme, cezai yaptırım için kasten yaralama suçuna atıf yapıldığından,  TCK m. 86 ve 87. maddelerdeki cezanın üst sınırına göre belirlenecek ve asliye ceza ya da ağır ceza mahkemesinde yargılama yapılacaktır.

Suçun Yaptırımı  Nedir?

TCK m. 108’e göre cebir suçunda ceza olarak,  kasten yaralama suçu için öngörülen cezanın üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur. Bu nedenle ceza, somut olay uyarınca TCK m. 86 ve 87. maddelere göre belirlenecek ve hesaplanan cezadan 1/3 ile 1/2 oranları arasında artırım yapılacaktır.

 TCK m. 111 gereğince cebir suçunun işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Suçun Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Cebir suçunun basit şekli için dava zamanaşımı süresi 8 yıldır ve suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

CEBİR SUÇUNDA YARGITAY UYGULAMASI

Sanığın mağdura karşı silahla kasten yaralama suçunu işlerken ne şekilde cebir unsuru olabilecek eylemde bulunduğunun tespiti yönünde, mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekir

5237 sayılı TCK’nin 108. maddesinde “Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın mağdura karşı silahla kasten yaralama suçunu işlerken ne şekilde cebir unsuru olabilecek eylemde bulunduğunun tespiti yönünde, mağdur İ.. E..’ın soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanları arasındaki çelişkinin giderilerek sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 108. maddesinde düzenlenen cebirle kasten yaralama hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasının gerekmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi bozulmasına, 02/12/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi. ( Y 3. CD 02/12/2014 T, 2014/18304 E.,  2014/39666 K.)

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Ölen Eşin Organ Bağışı Nasıl İptal Edilir?

Organ bağışı, kişinin sağlığında verdiği irade doğrultusunda ölümünden sonra uygulanabilen bir işlemdir. Ancak uygulamada aile bireylerinin görüşü ve hastane sürecindeki onay mekanizmaları da önem taşımaktadır. Organ bağışında bulunan eşin vefatı sonrasında bağışın iptal edilmesi veya uygulanmaması için e-Devlet üzerinden sorgulama ve iptal işlemleri yapılabilmekte, ayrıca hastanedeki organ nakli koordinatörlerine aile iradesi bildirilebilmektedir. Organ bağışına ilişkin süreçler, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.