Arabuluculuk Son Tutanak Aslının Sunulmadığı Gerekçesiyle Davanın Usulden Reddi

Arabuluculuk son tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddinin isabetli olmadığı yönündeki istinaf mahkemesi kararı aşağıdadır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 31.05.2019 tarihli ve E: 2019/1441; K: 2019/1299 Sayılı Kararı

ALACAK DAVASI

YARGILAMAYA DEVAM OLUNARAK TARAF DELİLLERİ TOPLANIP DAVANIN ESASININ İNCELENMESİ GEREKİRKEN SON TUTANAK ASLININ SUNULMADIĞI GEREKÇESİYLE DAVANIN USULDEN REDDİNİN İSABETLİ GÖRÜLMEDİĞİ

İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜ

ÖZET: Somut olayda; İlk derece mahkemesi kararında, arabuluculuk tutanağının aslını sunması hususunda davacıya verilen bir haftalık süre içinde tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de; esasen arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklendiği, davanın UYAP üzerinden açıldığı, arabuluculuk faaliyetine ilişkin belgelere ve son tutanağa, herkese açık ve ulaşılabilir hale getirilen UYAP sistemi üzerinden erişebilmenin mümkün bulunduğu dikkate alındığında, yargılamaya devam olunarak taraf delilleri toplanıp davanın esasının incelenmesi gerekirken, son tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddi isabetli görülmemiştir. HMK.’nun 353/1-a maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin önüne gelen uyuşmazlığa ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyayı kararı veren mahkemeye göndermesine dair duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller kapsamında ve yukarıda açıklanan hususta ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
(7035 S. K. m. 3) (7036 S. K. m. 3) (6100 S. K. m. 353)

Yerel mahkemece verilen karar sonrasında istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda:

Dava:

Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkili davacının Haziran 2010 tarihinden iş sözleşmesinin haksız feshedildiği 26/01/2018 tarihine kadar davalı site yönetimine bağlı olarak sitede hizmetli olarak çalıştığını, site yönetimi değiştikten sonra yeni yönetim müvekkilini çağırarak biriken tüm işçilik alacaklarından feragat ederek yeni bir işçilik sözleşmesi imzalatmak istediklerini, müvekkilinin geçmişe dönük tazminat ve işçilik alacaklarından feragat etmeden sözleşmeyi imzalayabileceğini belirttiğini, ancak yönetim bunu kabul etmeyince işten çıkarıldığını müvekkilinin de aynı gün noterden ihtar çekerek haksız olarak işten çıkarıldığını ve tüm işçilik alacaklarının kendisine ödenmesini talep ettiğini, düzenli bir işe ihtiyacı varken işten çıkmayı hiç düşünmediğini ancak hukuki bir gerekçe olmadan kötü niyet ile işten çıkarıldığını iddia ederek kıdem tazminatı, İhbar Tazminatı ve kötü niyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Cevap:

Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının davalıya ait işyerinde 07/08/2010 tarihinde çalışmaya başladığını ancak davacının iş sözleşmesinin sonlandırılması ile ilgili olarak ileri sürdüğü hususlar yasal dayanaktan yoksun somut bir delile dayanmayan tamamen soyut iddialardan ibaret olduğunu mesnetsiz ve haksız çıkar sağlamaya yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu, davalının feshin son çare olması prensibine sadık kalarak 31/01/2018 tarihinde iyi niyeti ile davacı işçiye işe davet ihtarnamesi gönderdiğini davacının bu çağrıya rağmen başvuruda bulunmadığı gibi başka bir işyerinde çalışmaya başladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk Derece Mahkemesi; somut olay değerlendirildiğinde 7035 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 3. maddesi arabuluculuğu dava şartı olarak kabul etmiştir.

  • Davacının Mahkemede dava açmadan önce arabulucuya başvurmasının zorunlu olduğu,
  • Davacı arabulucuya başvurduğunu,
  • Dosya içerisine de arabuluculuk tutanağının fotokopisinin eklendiği
  • Ancak; 23/10/2018 tarihli duruşma zabtında davacıya arabuluculuk tutanağının aslının bir haftalık kesin sürede ibraz edilmesine dair süre verildiği ve
  • Bu sürede sunulmadığı anlaşıldığından davacı tarafından açılan davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
    İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekilinin istinaf sebepleri;

Yerel Mahkeme davayı usulden reddetme sebebini arabuluculuk sonuç tutanağının dosyaya sunulmaması olarak gerekçelendirmiştir. Dava açılmadan önce dava şartı gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş; arabuluculuk sonucunun anlaşamamayla sonuçlanmasıyla dava açılmıştır. Dava Uyap üzerinden açılmış; tarafların ve arabulucunun imzaladığı anlaşamama sonuç tutanağının da sistemden dava dilekçesi eki yapılmıştır.

Yine Uyap sisteminden dava açarken sistem zorunlu arabuluculuk dosya numaralarını istemiş; bu kısımlara arabuluculuk dosya numaraları girilmeden dava açma safahatında ilerleme sağlanamamış yani dava açılamamıştır.

Bu kısımlara arabuluculuk dosya numaraları girildiğinde Uyap sistemine arabuluculuk son tutanağı eklenmemiş olsa dahi arabulucunun Arabulucu Portal’a e-imza ile eklediği sonuç tutanağı görülmektedir.

Kaldı ki Uyap’tan dava açarken arabuluculuk dosya numarası girildiği gibi son tutanağın da taranarak dilekçe eki olarak eklendiği ve gerek uyap sisteminde gerek dosyada uyap çıktısı bulunmaktadır. Bütün bunlara rağmen karşı tarafın arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığına dair ya da tutanağa, yada tutanaktaki imzalara itiraz etme durumu da olmadığı halde arabuluculuk son tutanağı dosyada olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddedilmesinin kabul edilemez ve de anlaşılamaz bir karardır. Yerel Mahkeme keyfi bir karar vererek davacının da davalının da tanıklarının hazır olduğu bir duruşmada tanık dinlemekten kaçınması ve anlamsız bir şekilde davayı usulden reddederek hakkın sürüncemede kalmasına ve yargının yükünün artmasına sebep olduğu görülmektedir.

Yerel mahkeme davayı usulden reddederken kısa kararda karşı tarafa 2725 TL vekalet ücretine hükmetmiştir. Gerekçeli kararında ise bu rakamı 300,00 TL ye indirmiştir. Gerek kısa karar ve gerekçeli karar uyumsuzluğu gerek dosyada ve uyap sisteminde olan evrakı yok sayarak davanın usulsüz açıldığı gerekçesinin anlaşılamaz bir hukuksuz uygulama örneği olduğu, şeklindedir.

DELİLLER:

SGK kayıtları, işyeri kayıtları ile tüm dosya kapsamıdır.

GEREKÇE:

Dava; iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile kötü niyet tazminatının tahsili talebine ilişkindir.

Davacı vekilinin istinaf sebepleri açısından istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile bağlı ve sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan incelemede;

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun “Dava şartı olarak arabuluculuk” hükümlerini düzenleyen 3.maddesinin ikinci fıkrasının

“Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” şeklindeki düzenlemesine göre,

Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır.

Somut olayda; İlk derece mahkemesi kararında, arabuluculuk tutanağının aslını sunması hususunda davacıya verilen bir haftalık süre içinde tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de;

Esasen arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın dava dilekçesine eklendiği, davanın UYAP üzerinden açıldığı, arabuluculuk faaliyetine ilişkin belgelere ve son tutanağa, herkese açık ve ulaşılabilir hale getirilen UYAP sistemi üzerinden erişebilmenin mümkün bulunduğu dikkate alındığında, yargılamaya devam olunarak taraf delilleri toplanıp davanın esasının incelenmesi gerekirken, son tutanak aslının sunulmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddi isabetli görülmemiştir.

HMK.’nun 353/1-a maddesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin önüne gelen uyuşmazlığa ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyayı kararı veren mahkemeye göndermesine dair duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller kapsamında ve yukarıda açıklanan hususta ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM:

1- Davacı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ İLE;

Yukarıda açıklanan gerekçe ile HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince, İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ KALDIRILMASINA,

2- Dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,

3- Davacı tarafından alınan istinaf karar harcının istek halinde yatırana iadesine,

4- Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde gözetilmesine,

5- Kararın tebliğ işleminin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesi uyarınca 31/05/2019 tarihinde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.

2 Responses

  1. “7036 sayılı Kanunda öngörülen belgenin dosyaya ibraz yükümlülüğü taraf ve vekillerine aittir. Bu meyanda, iş yargılamasında resen araştırma ilkesi de geçerli olmadığından, araştırma mükellefiyetinin hakime yüklenmesi de yerinde olmayacaktır. Aksi halin kabulünde UYAP sistemi üzerinden ulaşılabilecek her türlü bilgi ve belgenin hakimlerce toplanması sonucu ortaya çıkar ki bu durumunda mevcut yargılama sistemi ile bağdaşmayacağı açıktır. ”

    YARGITAY 9. Hukuk Dairesi
    Esas No: 2020/932 Karar No: 2020/5773 Karar Tarihi: 17/06/2020

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Boşanmada mal paylaşımı davaları kapsamında avukatın müvekkiline sunduğu değer artış ve katkı payı alacağı dava dosyası.
Değer Artış (Katkı) Payı Alacağı

Değer Artış (Katkı Payı) Alacağı

Türk Medeni Kanunu m. 227 uyarınca, eşlerden birinin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız olarak katkı sağlaması durumunda talep edebileceği alacak hakkıdır. Edinilmiş mallara katılma rejiminden farklı olarak, doğrudan spesifik bir mala yapılan maddi veya emek bazlı katkıyı ifade eder.

Katkı Payı Alacağının Doğması İçin Gereken Şartlar
Geçerli Bir Evlilik: Katkının yapıldığı dönemde taraflar arasında resmi evlilik bulunmalıdır (nişanlılık dönemindeki katkılar genel hükümlere tabidir).

Karşılıksız Katkı: Yapılan katkı karşılığında uygun bir bedel alınmamış olmalıdır.

Bağışlama Olmaması: Katkının net bir şekilde bağışlama (jest) amacıyla yapılmamış olması gerekir.

Olağan Yükümlülükleri Aşması: Ailevi görevler kapsamındaki sıradan, ufak tefek yardımlar veya iş görmeler katkı payı sayılmaz.

Feragat Edilmemesi: Eşlerin bu alacak hakkından yazılı bir sözleşme ile vazgeçmemiş olması şarttır.

Hesaplama ve Tasfiye Kriterleri
Rayiç Bedel Esası: Alacak miktarı, malın katkı sağlandığı andaki değerine göre değil, tasfiye (mahkeme karar) tarihindeki güncel rayiç değerine göre hesaplanır. Bu değer bilirkişi ve keşif yoluyla belirlenir.

Değer Kaybı Durumu: Eğer mal değer kaybetmişse, hak kaybını önlemek için katkının başlangıçtaki (ilk yapıldığı andaki) değeri esas alınır.

Katkının Kaynağı: Katkı yapan eş kendi kişisel malından harcama yaptıysa değer artışının tamamını talep edebilir. Eğer katkıyı edinilmiş malından yaptıysa, değer artışının yarısı oranında alacak hakkı doğar.

Elden Çıkarılan Mallar: Eğer tasfiyeye konu mal daha önce satılmış veya elden çıkarılmışsa, hakim hakkaniyet ilkesine göre alacak miktarını belirler.

Mavi gökyüzü arka planında, elinde terazi ve kılıç tutan beyaz adalet heykeli ve "Hukuk Fakültesi Nedir?" yazısı.
Hukuk Fakültesi Nedir?

Eğitim Süreci: Hukuk fakültesi; hakim, savcı ve avukat yetiştiren 4 yıllık bir lisans programıdır (bazı okullarda yabancı dil hazırlığı bulunabilir). Özellikle 3. ve 4. sınıflarda yoğun ders çalışma ve okuma gerektiren, ilgiye dayalı zorlu bir eğitimdir.

Öne Çıkan Üniversiteler: 2026 yılı itibarıyla Türkiye’deki 94 fakülte arasından Ankara, İstanbul, Hacettepe, Hacı Bayram-ı Veli, Marmara ve Galatasaray Üniversiteleri en iyi devlet okulları olarak öne çıkmaktadır. Ankara ve İstanbul üniversiteleri en köklü ekollerdir.

Avukat Olma Şartları: Mezun olduktan sonra avukatlık mesleğini yapabilmek için; Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nı (HMGS) geçmek, 1 yıllık (6 ay adliye, 6 ay avukat yanı) zorunlu staj sürecini tamamlamak ve baroya kayıt yaptırarak ruhsat almak zorunludur.

Stajyerlik ve Ücret: Staj başvurusu için diploma ve adli sicil kaydı gibi çeşitli resmi evraklar istenir. Stajyer avukatlar için kanunla belirlenmiş standart bir maaş yoktur; ücret ödemesi çalışılan büronun büyüklüğüne ve şartlarına göre değişir.

CMK ve Baro Avukatlığı: Maddi gücü olmayan vatandaşlara baro tarafından tahsis edilen avukatlara “baro avukatı” denir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) avukatı olabilmek için ise ruhsat aldıktan sonra baroların düzenlediği özel meslek içi eğitim seminerlerini başarıyla tamamlamak ve sisteme kaydolmak şarttır.