Ölüm Karinesi Nedir?

Ölüm karinesi nedir TMK 31

“4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

b. Ölüm karinesi

Madde 31- Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.”

Ölüm karinesi, bir kimsenin ne olduğu bilinmeyen bir şekilde ortadan kaybolması ve hukuken varlığına ilişkin yeterli karinelerin yokluğu haline bağlı olarak öldüğünün kabul edilmesidir. İsviçre Kanunu’nda da yer alan bu düzenleme, bir kimsenin cesedi de var olmadan ve öldüğüne dair yetkili merciler tarafından bir belge tanzim edilmeden ölümünün kesin olmasını ifade eder. Bir uçağın düşmesi halinde denizde kaza yerine ulaşılamaması gibi hallerde yaşadığı belirlenemeyen kişilerin öldüğünün bir karine olarak kabulü gerekmektedir. Buna benzer çok sayıda olay söz konusu olabilir. 2023 Kahramanmaraş depreminde cesetlerine ulaşılamayan birçok kişi hakkında bu şekilde işlem yapıldığı bilinmektedir. Ölüm karinesinin adi (aksi ispat edilebilen) bir karine olarak kabul edilmesi doktrinde benimsenmektedir.

 Karineden kast edilen gerçekleştiği bilinmeyen bir olguya dair var olan durumdan ve eldeki bilgilere göre sonuç çıkarılması anlamına gelmektedir.

TMK Md. 44’e göre de “Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülkî amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür.

Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir.”

Ölüm karinesi, öldüğü konusunda çıkarım yapmaya imkan veren olaylar (kaza, deprem, denizde kaybolma vb.) sonucunda kişinin öldüğüne dair hukuken bir sonuca ulaşılmasını ve hakkındaki işlemlerin bu karineye bağlı olarak tesis edilmesini sağlayan hukuki bir durumdur.

Ölüm Karinesi İle Ölüm Belgesi Aynı Şey Midir?

“Ölüm karinesi” ile “ölüm belgesi” hukuken aynı anlama gelmez. Ölüm karinesi kişinin yukarıda açıklanan öldüğünün varsayılmasını gerektiren bir durumu esas alarak hakkında öldüğüne ilişkin hukuki işlemler tesis edilmesine dayanır.

          Ölüm belgesi ise kişinin kesin olarak öldüğünü gösteren resmi bir belgedir. Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen ve doktor raporu şeklinde düzenlenen bu belge kişinin ölümünün kayıt altına alınarak cesedin nakli ve defninin sağlanmasına imkan verir. Ayrıca ölüm belgesi düzenleyen sağlık kuruluşunca Nüfus Müdürlüğüne gönderilmek suretiyle nüfus kayıtları buna göre düzenlenir.

          Ölüm karinesi kesin ölümü ispata imkan vermez ve her zaman aksi ispatlanabilir. Ancak ölüm belgesi bir yanlışlık yapılmadığı sürece kesin olarak hakkında düzenlendiği kişinin öldüğünü ifade eder.

Kayıp Kişilere Ölüm Karinesi Ne Zaman Uygulanır?

          Ölüm karinesi çerçevesinde bir kişinin gerçekten ölmüş sayılması için gerçekleşmesi gereken iki maddi koşul aranır ve bu maddi koşullar üçüncü bir koşul olarak şekli işlem ile tamamlanmış olmalıdır:

          a) kişinin ölümüne kesin gözüyle bakılmasını gerektiren durumlar içinde kaybolması, b) kişinin cesedinin bulunamamış veya bir ceset bulunsa bile bu cesedin teşhis edilememiş olması ya da cesedin o kişi olmadığının anlaşılması,

          c) gerçekleşmesi gereken şekli koşul ise kişinin ölüm kütüğüne ölü olarak kaydedilmesi işlemidir.

          Kişinin ölümüne kesin gözüyle bakılması halinde ölüm karinesi, ölümünün yüksek olasılık dahilinde olması halinde ise gaiplik söz konusu olur. Kişinin ölümüne dair belirli bir süre beklemeyi gerektirecek bir durum vaki olmamalıdır. Ortada değerlendirme yapılacak bir cesedin bulunmadığı hallerde ölüm karinesi çerçevesinde hareket etmek gereklidir. Kişinin kesin olarak öldüğünün düşünüldüğü ancak cesedin bulunmadığı durumlarda ölüm belgesi düzenlenemez ve bu belgeye dayanarak ölü kaydı da tescil edilemez. Bu sebeple  kanunda “ölüm karinesi” şeklinde hukuki bir kurum oluşturularak durum çözümlenmiştir.

          Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 39’uncu maddesinde de konu “Ölüm Karinesi” başlığı altında benzer şekilde düzenlenmiştir: (1)Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile kişinin alt veya üst soyundan bir kişinin ya da kardeşlerinin, bunlar yoksa mirasçılarının yazılı başvurusu üzerine olaya ilişkin resmî belgelerin ibraz edilmesi ya da yetkili makamların durumu resmî yazı ile nüfus müdürlüğüne bildirmeleri halinde mülkî idare amirinin onayı ile aile kütüğüne ölüm olayı tescil edilir.”

          Mülki idare amirinin nüfusa ölüm kaydı düşülmesine karar vermesi veya onaylaması, yukarıda sıralanan koşulların ölüm karinesi bakımından gerçekleşmiş olduğunu teyit etmesi demektir. Nüfus kaydı bakımından yapılan işlemler şekli işlemlerdir.

Ölüm Karinesi İçin Mahkeme Süreci Nasıl İşler?

Ölüm karinesinde gaiplikten farklı olarak mahkemece bir tespit ve karar alınmasına gerek yoktur.

Burada yetkili merciler kanunda düzenlenmiştir. Ölüm karinesi kararı, kişinin oturduğu yerdeki mahallin en büyük mülki idari amirliğince alınır. İkamet edilen yere göre valiliklerden veya kaymakamlıklardan ölüm karinesine ilişkin belge alınabilir. Bu kararın alınması ile birlikte, kişi hukuken ölmüş kabul edilir hale gelir ve hakkındaki işlemlerde bu durum esas alınır.

Ölüm karinesine dair karar alınması için ölüme dair sonuca varmaya ilişkin hadisenin üzerinden herhangi bir zaman dilimi geçmesi de gerekmez. Burada makul ve kabul edilebilir uygun bir zamanın geçmesi yeterlidir.

Ölüm Karinesi Sonrası Nüfus Kaydı Nasıl Güncellenir?

Nüfus kaydı yukarıda açıklandığı üzere TMK, Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği hükümleri kapsamında güncellenir. Aslında tespit ve güncelleme meydana gelen hadiselere (kaza, deprem vb.) bağlı olarak idari mercilerin harekete geçmesiyle veya kendilerine kişinin yakınlarının müracaat etmesiyle başlar. Gerekli araştırma ve tespitler kolluk eliyle ve mülki idare amiri eliyle yapılarak ulaşılan sonuçlar kapsamında ölüm karinesinin varlığı sonucuna varılmış ise artık bu durumun tescili de ilgili mevzuat kapsamında yapılacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.

Askerlikten Muafiyet Ve Koşulları

Türkiye’de askerlik yükümlülüğü genel bir vatandaşlık görevi olmakla birlikte bazı sağlık sorunları, engellilik durumları ve özel mesleki statüler nedeniyle askerlikten muafiyet mümkündür. Bu yazıda askerlikten muafiyet şartları, sağlık raporu süreci, muafiyet sağlayan hastalıklar ve askerliğe elverişli değildir raporunun nasıl alındığı detaylı olarak açıklanmaktadır.