Disiplin Soruşturması Nasıl Yapılmalı? – Danıştay Kararı

Disiplin soruşturması yapılmasının gerekliliği ve usulü, Danıştay 12. Dairesi’nin kararında belirlenmiştir.

Bu çerçevede,

  • Disiplin soruşturması yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği,
  • Usulüne uygun bir soruşturma raporunda nelerin bulunması gerektiği ve
  • Soruşturmacının disiplin soruşturması yaparken görev ve sorumluluklarının neler olduğu,

Aşağıdaki Danıştay kararında açıkça yazılmıştır.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı’nın E: 2015/3295,  K: 2017/2060 Sayılı Kararı

“İçtihat Metni”

Kararın Düzeltilmesini İsteyen (Davalı) :

Vekili :

Karşı Taraf (Davacı) :

Vekili :

İstemin Özeti : Danıştay Onikinci Dairesince verilen 14/05/2015 tarihli ve E:2011/10159, K:2015/3144 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. Maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi :

Düşüncesi : Davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz kararının kaldırılarak İdare mahkemesince verilen kararın gerekçe değiştirerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava; .. İli, … İlçesi’nde kadastro müdürü olarak görev yapan davacının,

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/D-(f) maddesi uyarınca bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmasına,

ancak yükselebileceği kadronun son kademesinde bulunduğundan, anılan cezanın brüt aylığından 1/4 oranında kesinti yapılması suretiyle uygulanmasına

ilişkin 05.07.2010 tarihli ve 36 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı

… 1. İdare Mahkemesinin … tarihli ve … sayılı kararıyla;

Eksik inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle düzenlenen ön inceleme raporunda getirilen teklif üzerine, davacının gerçeğe aykırı belge düzenlediğinden bahisle 1/4 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Danıştay Onikinci Dairesinin 14/05/2015 tarihli ve E:2011/10159, K:2015/3144 sayılı kararıyla İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.

Karar Düzeltme İsteminin Kabulü

Davalı idare tarafından karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz kararının kaldırılarak İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.

Danıştay Dava Daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararların düzeltme yolu ile yeniden incelenebilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesinde yazılı sebeplerden birinin varlığı ile mümkündür.

Davalı idarenin kararın düzeltilmesi istemini içeren dilekçede ileri sürdüğü sebepler,

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, Dairemiz kararının düzeltilmesini gerektirecek niteliktedir.

Bu nedenle kararın düzeltilmesi istemi kabul edilerek anılan kararın kaldırılmasından sonra uyuşmazlığın esası yeniden incelendi;

Disiplin Soruşturması İle İlgili Mevzuat

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Disiplin amiri ve disiplin cezaları” başlıklı 124. maddesinin ikinci fıkrasında;

“Kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin Devlet memuru olarak emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre 125 inci maddede sıralanan disiplin cezalarından birisi verilir.” hükmüne yer verilmiştir.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının;

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemek olduğu;

“Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de,

Bu Kanunun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanacağı; ancak disiplin hükümlerinin saklı olduğu düzenlemelerine yer verilmiştir.

Aynı Kanun’un “Ön inceleme yapanların yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesinde ise,

  • Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya kişilerin, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilecekleri;
  • Hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dâhilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunacakları;
  • Yetkili merciin bu rapor üzerine soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar vereceği hükme bağlanmıştır.

Disiplin Soruşturması Yapılmasının Gerekliliği Ve Usulü

Disiplin cezaları,

  • Kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya
  • Mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlardır.

Memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle sübjektif ve bireysel etkileri bulunmaktadır. Aynı zamanda kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.

Bu bakımdan disiplin soruşturması yapılırken izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatla belirlenmektedir. Doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmaktadır.

Buna göre, disiplin cezası verilebilmesi için;

  • Kusurlu halin tespitinden sonra belli süreler içinde ilgili memur hakkında tarafsız bir soruşturmacı görevlendirilerek disiplin soruşturması açılması,
  • Söz konusu soruşturmada memurun lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak ekleriyle birlikte bir soruşturma raporunun oluşturulması ve
  • Bu şekilde memurun hangi fiili, nerede, ne zaman, nasıl, ne şekilde işlediğinin somut, hukuken kabul edilebilir ve delillerle şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ortaya konularak
  • Yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu tarafından bir disiplin cezası verilmesi gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen hükümler doğrultusunda; disiplin suçu teşkil eden fiillerle ilgili olarak soruşturma yapılması zorunlu olduğu gibi soruşturmanın belirli usuller çerçevesinde yapılması da isnada maruz kalanların hukuki güvencesidir:

  • Soruşturma emri verilmesi;
  • Bağımsız ve üst veya denk görevde olan bir soruşturmacı atanması,
  • Olayla ilgili tanık ve soruşturulanın ifadelerinin alınması,
  • İfade alınmadan kişiye haklarının ve soruşturma konusunun bildirilmesi,
  • İsnat olunan fiille ilgili lehe ve aleyhe başkaca delillerin araştırılması,
  • Soruşturma sonucunda bir rapor hazırlanması ve bu raporda; olayın değerlendirilmesi soruşturmacının kanaat ve teklifini belirtmesi ve raporun ilgili makama sunulması,
  • Soruşturmayı yapan kişi ile soruşturmada elde edilen delilleri değerlendirecek kişi veya kurulların ayrı olması,
  • Yasal süre içerisinde isnat olunan fiiller bildirilerek sanığın savunmasının alınması

Gerekliliği disiplin hukukunun temel ilkelerinden olduğu gibi hukuki güvenlik ilkesinin de gereğidir.

Dava Konusu Olay

Bakılan olayda; … İli, … İlçesi’nde kadastro müdürü olarak görev yapan davacı hakkında,

  • Davalı idareye gönderilen dilekçe ilgi tutularak inceleme yapılması,
  • İnceleme sonucunda 4483 sayılı Kanun kapsamında kalan bir suç unsuru tespit edildiği takdirde yetkili merciden ön inceleme oluru alınarak ön inceleme raporu düzenlenmesi,
  • 4483 sayılı Kanun kapsamında bir suç unsuru tespit edilmezse düzenlenen inceleme raporunun davalı idareye gönderilmesi emriyle 29.03.2010 tarihli ve 1197 sayılı işlem ile görevlendirme yapıldığı,
  • Muhakkik tarafından yapılan inceleme sonucunda, davacı hakkında 4483 sayılı Kanun kapsamında ön inceleme yapılması gerektiği sonucuna varılarak
  • … Kaymakamlığı’ndan ön inceleme oluru istendiği ve Kaymakamlığın 21.04.2010 tarihli ve 54 sayılı işlemi ile ön inceleme oluru verildiği,
  • Bunun üzerine muhakkik tarafından düzenlenen 26.04.2010 tarihli ön inceleme raporunda, ceza hukuku yönünden yapılan değerlendirmenin yanı sıra disiplin hukuku yönünden de ayrıca teklifte bulunulduğu,
  • Getirilen teklif uyarınca tesis edilen dava konusu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Danıştay’ın Değerlendirmesi ve Sonuç

Her ne kadar inceleme olurunda, disiplin soruşturması ile ilgili düzenlemelere de yer verilmiş olan “İnceleme, Ön İnceleme ve Soruşturma Yönergesi” ilgi tutulmuş ve gereğinin yapılması istenilmiş ise de;

Anılan Yönergede, disiplin soruşturma emri verilmesi halinde örneği Yönergede gösterilen disiplin soruşturma raporunun ayrıca düzenleneceği açık biçimde belirtilmiş olduğundan 29.03.2010 tarihli ve 1197 sayılı inceleme ve görevlendirme emrinin bir disiplin soruşturma oluru olarak, hazırlanan 26.04.2010 tarihli ve 6 sayılı ön inceleme raporunun da bir soruşturma raporu olarak değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Yukarıda açık metinlerine yer verilen mevzuat hükümleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde;

Davacı hakkında 657 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmış bir disiplin soruşturması bulunmadığından, 4483 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen inceleme raporunda getirilen teklif uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, işin esasına girilerek verilen mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

Bu durumda; davacının gerçeğe aykırı belge düzenlediğinden bahisle 1/4 oranında brüt aylığından kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemin dayanağının ayrı bir disiplin soruşturma oluru alınmaksızın 4483 sayılı Kanun kapsamında hazırlanan ön inceleme raporu olduğu anlaşıldığından, İdare Mahkemesi kararının gerekçesi yerinde bulunmamakta ise de, sözü edilen husus sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerle;

Davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle İdare Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile sonucu itibarıyla onanmasına, 27/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Memurlar hakkında disiplin soruşturmasının nasıl yapılacağı ile ilgili daha detaylı bilgi için “Memur Disiplin Soruşturmasının Usul ve Esasları” başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.

İdari davalar ile ilgili olarak Ankara İdare Avukatı başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

[divider]

[alert-note]Daha detaylı bilgi için Polis disiplin cezaları başlıklı makalemizi de okuyabilirsiniz.[/alert-note]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Gizli Ses Kaydı Delil Olur mu?

Gizli Ses Kayıtlarının Suç Niteliği ve Delil Değeri Özeti
Türk hukuk sisteminde, davalarda kullanılacak delillerin mutlaka yasal yollardan elde edilmiş olması zorunludur. Metin, rıza dışında alınan gizli ses kayıtlarının Türk Ceza Kanunu (TCK Md. 132) kapsamındaki suç teşkil eden yapısını ve mahkemelerdeki geçersizliğini şu temel noktalarla açıklamaktadır:

Suçun Oluşma Şartları: Kişiler arasında yüz yüze gerçekleşen ve aleni olmayan (başkalarının duymayacağı inancıyla yapılan) konuşmaların, taraflardan en az birinin rızası olmaksızın cihazla (telefon, kayıt cihazı vb.) kaydedilmesi suçtur. Konuşmanın içeriği (özel hayat, ticari veya mesleki) bu durumu değiştirmez.

Haberleşme vs. Yüz Yüze Konuşma: TCK Md. 132 kapsamındaki suçun oluşması için konuşmanın yüz yüze olması şarttır. Telefon gibi araçlarla yapılan görüşmelerin dinlenmesi “haberleşmenin gizliliğini ihlal” kapsamına girer. Ayrıca bir cihaz kullanmadan salt kulak misafiri olup başkasına aktarmak (dedikodu) bu madde kapsamında suç sayılmaz.

Delil Niteliğinin Olmaması: Kamusal alanda alınmış olsa dahi gizli kayıt yapmak özel hayatın ihlalidir. Suç işlenerek ve hukuka aykırı yollarla elde edildikleri için, bu tür gizli ses kayıtları ceza davalarında (CMK Md. 217) ve boşanma gibi aile hukuku davalarında kesinlikle delil olarak kullanılamaz.

Mahkemeye Sunmanın (İfşa) Riski: Gizli bir ses kaydını haklı olduğunuzu ispatlamak amacıyla mahkemeye delil olarak sunmak, aynı zamanda eylemin açığa çıkarılması (ifşa) anlamına gelir. Bu durumda kaydı sunan kişi, TCK Md. 132/1-3 kapsamında hem “hukuka aykırı kaydetme” hem de “ifşa etme” olmak üzere iki ayrı suç işlemiş sayılabilir.

Turuncu kılıflı bir cep telefonunun ekranında işlem yapan bir kişinin elleri, arka planda dizüstü bilgisayar ve üst kısımda "HTS Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
HTS Kayıtları Delil Olur mu?

HTS (Historical Traffic Search), cep telefonu görüşmeleri, mesajlaşmalar ve baz istasyonu sinyalleri gibi iletişim verilerinin geriye dönük trafik kayıtlarıdır.

İçerik Değil, Trafik Bilgisi Sunar: HTS kayıtları iletişimin kiminle, hangi saatte ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösterir. Ancak konuşmaların veya mesajların içeriğini barındırmaz. Nokta atışı bir konum vermez; baz istasyonunun bulunduğu bölgeye göre 0 – 35 km arasında değişen yaklaşık bir lokasyon sunar. Operatörler bu verileri 2 ila 5 yıl arasında saklar.

Delil Olarak Kullanımı ve Yetersizliği: HTS kayıtları hem ceza davalarında (cinayet, örgüt üyeliği vb.) hem de hukuk davalarında (boşanma, aldatma vb.) delil olarak kullanılabilir. Ancak içerikten yoksun olduğu için tek başına kesin bir delil değildir ve mutlak suretle tanık, fotoğraf veya sosyal medya kayıtları gibi diğer somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Erişim Şartları (Hukuka Uygunluk): HTS kayıtlarına sadece mahkeme/hâkim kararıyla erişilebilir (CMK Md. 135). Usulsüz elde edilen veriler mahkemelerde hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir. Talep yolları üçe ayrılır: Savcılık soruşturmaları (Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla), istihbarat faaliyetleri ve kişisel hukuk davaları (Mahkeme kararıyla).

AYM ve Yargıtay’ın Yaklaşımı:

Anayasa Mahkemesi (AYM), içeriği belli olmayan görüşme kayıtlarının ve HTS verilerinin bir kişiyi tutuklamak için gerekli “kuvvetli suç belirtisi” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay kararlarına göre de içeriği tespit edilemeyen sinyal kayıtları, telefonun başkası tarafından da kullanılabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, tek başına mahkûmiyet için yeterli bir kanıt oluşturmaz.

Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?

İletmiş olduğunuz metnin özeti aşağıdadır:

WhatsApp Kayıtlarının Delil Niteliği Özeti

WhatsApp şirketinin merkezinin ABD’de bulunması ve veri gizliliği politikaları sebebiyle, yazışma kayıtlarının doğrudan şirketten istenmesi (devlet güvenliği gibi çok istisnai haller dışında) mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercilerine sunulan kayıtlar doğrudan taraflar tarafından temin edilmektedir. Kayıtların değiştirilebilir dijital veriler olması sebebiyle, ekran görüntüsü yerine akışı gösteren orijinal bir video kaydı ile sunulması delil değerini artırır; aksi takdirde mahkemelerce bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulur.

WhatsApp kayıtlarının üç temel yargı alanındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Ceza Hukuku Bakımından: Soruşturmalarda şüpheyi ortaya koyan veya destekleyen önemli bir delildir. Ancak, bu kayıtların hukuka uygun yollarla elde edilmesi şarttır. Başkalarının haberleşme gizliliğini ihlal ederek veya suç işlenerek elde edilen kayıtlar, CMK Md. 217 kapsamında hukuka aykırı sayılır ve delil olarak kabul edilmez.

Hukuk ve İş Davaları Bakımından: HMK Md. 199 kapsamında elektronik delil olarak kabul edilir. Yasal sınırı aşmayan borç/alacak davalarında ispat aracı olarak kullanılırken, iş davalarında (iş akdi feshi, işyeri gruplarındaki yazışmalar vb.) uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınır.

Aile Hukuku (Boşanma Davaları) Bakımından: Aldatma gibi kusurların ispatında sıklıkla kullanılsa da teknolojik olarak manipülasyona (ekleme/çıkarma) çok açıktır. Bu nedenle Yargıtay kararları gereği, WhatsApp yazışmaları tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Hükme esas alınabilmesi için mutlaka diğer maddi delillerle (tanık, fotoğraf vb.) desteklenmesi ve orijinalliğinin teyit edilmesi gerekir.

Ahşap zemin üzerinde iki ayrı ev maketi ve ebeveyn-çocuk figürlerinin ortasında duran hakim tokmağı ile üstte "Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?" yazısı.
Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?

Çocuğun Velayeti ve Velayetin Değiştirilmesi Özeti
Velayetin Süresi: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, kural olarak çocuk 18 yaşına gelip ergin oluncaya kadar devam eder. Erginlikle birlikte velayet son bulur (ancak kanuni şartlar oluşursa kişi vesayet altına alınabilir).

Velayetin Değiştirilmesi Sebepleri: Şartların değişmesi halinde 18 yaşından önce velayet değişikliği davası açılabilir. Velayet sahibinin yeniden evlenmesi, sağlık sorunları, çocuğun bakımının aksatılması veya diğer ebeveynin talebi bu değişikliğe gerekçe oluşturabilir.

Çocuğun İradesi (12 Yaş Kriteri): 12 yaş ve üzerindeki çocukların idrak gücü gelişmiş kabul edildiğinden, mahkemeler velayet kararlarında çocuğun tercihini ve beyanını büyük ölçüde dikkate alır.

Aile Yükümlülüklerinin İhlali (TCK Md. 233): Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatması veya kötü alışkanlıklara/madde bağımlılığına yönelmesine göz yumması suç teşkil eder ve doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Yaş Gruplarının Önemi: Çocuğun bulunduğu spesifik yaş grubu (0-3, 4-7, 8-12, 13-17), hem velayetin ilk kime verileceği konusunda hem de sonrasındaki velayet değişikliği davalarında mahkemeler için belirleyici bir kriterdir.

Ahşap masa etrafında karşılıklı oturan iki kişinin elleri, ortada boşanma evrakı, kalem, iki altın alyans ve "Boşanmada Aldatma Nasıl İspat Edilir?" yazısı.
Boşanmada “Aldatma” Nasıl İspat Edilir?

Boşanma davalarında aldatma (zina) eyleminin ispatlanabilmesi, sürece yayılan özenli bir çalışmayı ve mahkemeye mutlaka hukuka uygun yollarla elde edilmiş delillerin sunulmasını gerektirir. Metinde öne çıkan ispat araçları ve hukuki sınırlar şunlardır:

Hukuka Uygun İspat Araçları (Geçerli Deliller):

İletişim Kayıtları: Olağan dışı haberleşme trafiğini gösteren SMS, WhatsApp mesajları ve HTS (arama/sinyal) dökümleri.

Tanık Beyanları: Aldatan eşin üçüncü kişiyle olan uygunsuz iletişimini ve ilişkisini doğrulayan şahit anlatımları.

Belgeler ve Kayıtlar: Uçak biletleri, banka/kredi kartı ekstreleri ve kolluk kuvvetlerince tutulan geçici konaklama kayıtları. (Yargıtay içtihatlarına göre, karşı cinsten iki kişinin aynı otel odasında konaklaması veya başkasından çocuk sahibi olunması zinanın kesin delili sayılmaktadır).

Görsel Deliller: Özel hayatın gizliliğini ihlal etmeden, sadece kamusal alanlarda (herkese açık yerlerde) çekilmiş destekleyici fotoğraf ve video kayıtları.

Hukuka Aykırı İspat Araçları (Geçersiz Deliller):

Eve veya araca gizli kamera/ses kayıt cihazı yerleştirmek, eşin telefon şifresini kırarak mesajlarını gizlice okumak hukuka aykırıdır ve bu deliller mahkemede reddedilir.

Türkiye’de “özel dedektiflik” yasal bir meslek statüsünde olmadığı için, bu kişiler vasıtasıyla toplanan verilerin hukuki geçerliliği sorunludur ve makul bir süzgeçten geçirilmesi gerekir.

Süreç Yönetimi: Davacı eşin, boşanma davası sürecinde veya öncesinde bu kanıtları stratejik olarak toplaması ve mahkemeye bir avukatın hukuki yardımıyla, aşama aşama sunması davanın seyri açısından büyük önem taşımaktadır.