Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?

Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir__

Koşulları henüz var olmadığı için yapılamayan bir satış işlemi bakımından önceden ve koşulların oluşmasına binaen yapılan bir satış vaadi sözleşmesidir. Bu sözleşmelerin sonuç doğurması bakımından 6098 sayılı TBK ve 2644 sayılı Tapu Kanunu ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nda sözleşmelerin şekli niteliklerine ve tapu sicilinde şerh edilmelerine dair hükümlere yer verilmiştir.

Bu sözleşmeler, vaadin icra edilmesine dair olup, asıl sözleşme olan satışın bir ön aşamasını teşkil etmektedir.

İki tarafa borç yükleyen, bir taşınmazın ileride satılana devrini içeren ve karşılığında da taşınmaz değerinde ödemenin satıcıya yapılmasını içeren bir ön sözleşmedir.

Resmi şekilde kurulması gereken ve tapu sicil müdürlüklerinde ve noterde düzenlemesi gereken bir sözleşme türüdür.

Satış Vaadi Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Satış vaadi sözleşmelerinin geçerli olabilmesi bakımından ilk şart sözleşmeyi borçlu satıcının ifa olanağı bulunmasıdır.

Sözleşmeler için kanunda öngörülen şekil geçerlilik şeklidir. Şekle uyulmaksızın yapılan sözleşmeler hüküm ve sonuç doğurmaz.

Ancak geçerli bir şekilde yapılmayan sözleşmeye dayalı olarak tarafların edimlerini ifa etmeleri halinde ise edimlerini geri isteme hakkı hakkın kötüye kullanılması anlamına gelir.

Vaatte bulunan satıcının taşınmazın maliki olma şartı da bu sözleşmelerde söz konusu olmaz. Edimini yerine getiren taraf diğerinden borcunun ifasını istemek hakkını haizdir.

Tapu siciline şerh edilen satış vaadi sözleşmelerinde belirlenen şahsi hakkın güçlenmesi söz konusu olur ve satıcı malik olmazsa onlara karşı da şerh edilen hakkın savunulması mümkün hale gelir.

Kişisel haklar TMK Md. 1009 gereğince tapu siciline işlenebilir. Bu şekilde şahsi bir hak ayni hak gibi güçlendirilmiş hale gelir. Böylece taşınmaz üzerinde eşyaya bağlı bir borç oluşur ve taşınmazın her malikine karşı da bu hak ileri sürülebilir nitelik kazanır. Ayrıca şerh etmeden sonra taşınmaz üzerinde hak kazanmış olanlara karşı da bu hak her zaman ileri sürülebilir duruma gelir.

Satış Vaadi Sözleşmesi Hangi Durumlarda Sona Erer?

2644 sayılı Tapu Kanunu’nda satış vaadi sözleşmelerinin konusu olan satış vaadinin tapu siciline şerh edilmesinden sonra 5 yıl içerisinde satış yapılmazsa veya irtifak tesis ve tapuya tescil edilmezse bu şerhin tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından terkin olunacağı düzenlenmiştir. Terkin talebini şerh eden veya mahkeme yapacaktır. Ancak bunun sonucunda tapu görelileri terkini işleme koyabilecektir. Ancak bu durum, ifa edilmeyen sözleşmelerin sona ermesi ve hüküm doğurmaması anlamına gelmez.

Bunun dışında bu sözleşmeler borcun sözleşmeye uygun bir şekilde her iki tarafça ifası ile sona erer. Satıcı taşınmazın satışını diğer tarafa yaparak, diğer taraf da buna ilişkin ödeme borcunu ifa ederek sözleşmeyi ifa ile sona erdirebilirler.

İfa olanağı bulunmayan bir sözleşmenin bundan kaynaklı olarak kusur vb. durumlara göre tazminat ödenmesine sebep olması mümkündür.

Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinde Tarafların Yükümlülükleri Nelerdir?

Satış vaadinde bulunan satıcı, satış işlemini sözleşmede belirlenen koşullarda alıcıya yapmak ve tapu kaydına girilmesini sağlamakla yükümlüdür.

Alıcı ise satış vaadi kapsamında borcunu ödeme edimini belirlenen zamanda ifa ile yükümlüdür.

Satış Vaadi Sözleşmesi Süresi Ne Kadardır?

Sözleşmede geçerlilik süresi öngörülmemiş ise sözleşme, belirlenen şekilde ifa edilmekle sorumluluklar ortadan kalkar.

Zamanaşımı bakımından da satış vaadi sözleşmeleri TBK’ya göre genel zamanaşımı olan 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Sözleşmelere dair 10 yıllık zamanaşımı süresi sözleşmenin ifa olacağının mevcut olması ile başlar.

Satış Vaadi Sözleşmesini Kim Yapar?

Satış vaadi sözleşmesi, vaatte bulunan Satıcı ile taşınmazı almak iradesini açıklayan ve taşınmaz bedelini ödemekle yükümlü olan Alıcı arasında yapılır.

Şatış Vaadi Şerhi Satışa Engel Mi?

Tapu siciline giren satış vaadi şerhi, satışa engel olmaz ancak eşyaya bağlı bir hak olarak yeni edinenler bakımından şerh ile ha sahibinin alacağını ileri sürmek hakkı söz konusu olur. Burda mülkiyet hakkı ile şahsi bir hakkın yarışması söz konusu olup, hukuken satış çin bir engelin söz konusu olmayacağı kabul edilmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

İMAR KİRLİĞİNE NEDEN OLMA (TCK Md. 184) SUÇUNDAN BERAAT KARARI

TCK’nın 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında açılan kamu davasında, dava konusu imalatın bina vasfı taşımadığı ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı değerlendirilerek sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir.

Gizli Ses Kaydı Delil Olur mu?

Gizli Ses Kayıtlarının Suç Niteliği ve Delil Değeri Özeti
Türk hukuk sisteminde, davalarda kullanılacak delillerin mutlaka yasal yollardan elde edilmiş olması zorunludur. Metin, rıza dışında alınan gizli ses kayıtlarının Türk Ceza Kanunu (TCK Md. 132) kapsamındaki suç teşkil eden yapısını ve mahkemelerdeki geçersizliğini şu temel noktalarla açıklamaktadır:

Suçun Oluşma Şartları: Kişiler arasında yüz yüze gerçekleşen ve aleni olmayan (başkalarının duymayacağı inancıyla yapılan) konuşmaların, taraflardan en az birinin rızası olmaksızın cihazla (telefon, kayıt cihazı vb.) kaydedilmesi suçtur. Konuşmanın içeriği (özel hayat, ticari veya mesleki) bu durumu değiştirmez.

Haberleşme vs. Yüz Yüze Konuşma: TCK Md. 132 kapsamındaki suçun oluşması için konuşmanın yüz yüze olması şarttır. Telefon gibi araçlarla yapılan görüşmelerin dinlenmesi “haberleşmenin gizliliğini ihlal” kapsamına girer. Ayrıca bir cihaz kullanmadan salt kulak misafiri olup başkasına aktarmak (dedikodu) bu madde kapsamında suç sayılmaz.

Delil Niteliğinin Olmaması: Kamusal alanda alınmış olsa dahi gizli kayıt yapmak özel hayatın ihlalidir. Suç işlenerek ve hukuka aykırı yollarla elde edildikleri için, bu tür gizli ses kayıtları ceza davalarında (CMK Md. 217) ve boşanma gibi aile hukuku davalarında kesinlikle delil olarak kullanılamaz.

Mahkemeye Sunmanın (İfşa) Riski: Gizli bir ses kaydını haklı olduğunuzu ispatlamak amacıyla mahkemeye delil olarak sunmak, aynı zamanda eylemin açığa çıkarılması (ifşa) anlamına gelir. Bu durumda kaydı sunan kişi, TCK Md. 132/1-3 kapsamında hem “hukuka aykırı kaydetme” hem de “ifşa etme” olmak üzere iki ayrı suç işlemiş sayılabilir.

Turuncu kılıflı bir cep telefonunun ekranında işlem yapan bir kişinin elleri, arka planda dizüstü bilgisayar ve üst kısımda "HTS Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
HTS Kayıtları Delil Olur mu?

HTS (Historical Traffic Search), cep telefonu görüşmeleri, mesajlaşmalar ve baz istasyonu sinyalleri gibi iletişim verilerinin geriye dönük trafik kayıtlarıdır.

İçerik Değil, Trafik Bilgisi Sunar: HTS kayıtları iletişimin kiminle, hangi saatte ve hangi baz istasyonundan yapıldığını gösterir. Ancak konuşmaların veya mesajların içeriğini barındırmaz. Nokta atışı bir konum vermez; baz istasyonunun bulunduğu bölgeye göre 0 – 35 km arasında değişen yaklaşık bir lokasyon sunar. Operatörler bu verileri 2 ila 5 yıl arasında saklar.

Delil Olarak Kullanımı ve Yetersizliği: HTS kayıtları hem ceza davalarında (cinayet, örgüt üyeliği vb.) hem de hukuk davalarında (boşanma, aldatma vb.) delil olarak kullanılabilir. Ancak içerikten yoksun olduğu için tek başına kesin bir delil değildir ve mutlak suretle tanık, fotoğraf veya sosyal medya kayıtları gibi diğer somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Erişim Şartları (Hukuka Uygunluk): HTS kayıtlarına sadece mahkeme/hâkim kararıyla erişilebilir (CMK Md. 135). Usulsüz elde edilen veriler mahkemelerde hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir. Talep yolları üçe ayrılır: Savcılık soruşturmaları (Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla), istihbarat faaliyetleri ve kişisel hukuk davaları (Mahkeme kararıyla).

AYM ve Yargıtay’ın Yaklaşımı:

Anayasa Mahkemesi (AYM), içeriği belli olmayan görüşme kayıtlarının ve HTS verilerinin bir kişiyi tutuklamak için gerekli “kuvvetli suç belirtisi” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir.

Yargıtay kararlarına göre de içeriği tespit edilemeyen sinyal kayıtları, telefonun başkası tarafından da kullanılabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, tek başına mahkûmiyet için yeterli bir kanıt oluşturmaz.

Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?" yazısı.
Whatsapp Kayıtları Delil Olur Mu?

İletmiş olduğunuz metnin özeti aşağıdadır:

WhatsApp Kayıtlarının Delil Niteliği Özeti

WhatsApp şirketinin merkezinin ABD’de bulunması ve veri gizliliği politikaları sebebiyle, yazışma kayıtlarının doğrudan şirketten istenmesi (devlet güvenliği gibi çok istisnai haller dışında) mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercilerine sunulan kayıtlar doğrudan taraflar tarafından temin edilmektedir. Kayıtların değiştirilebilir dijital veriler olması sebebiyle, ekran görüntüsü yerine akışı gösteren orijinal bir video kaydı ile sunulması delil değerini artırır; aksi takdirde mahkemelerce bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulur.

WhatsApp kayıtlarının üç temel yargı alanındaki değerlendirmesi şu şekildedir:

Ceza Hukuku Bakımından: Soruşturmalarda şüpheyi ortaya koyan veya destekleyen önemli bir delildir. Ancak, bu kayıtların hukuka uygun yollarla elde edilmesi şarttır. Başkalarının haberleşme gizliliğini ihlal ederek veya suç işlenerek elde edilen kayıtlar, CMK Md. 217 kapsamında hukuka aykırı sayılır ve delil olarak kabul edilmez.

Hukuk ve İş Davaları Bakımından: HMK Md. 199 kapsamında elektronik delil olarak kabul edilir. Yasal sınırı aşmayan borç/alacak davalarında ispat aracı olarak kullanılırken, iş davalarında (iş akdi feshi, işyeri gruplarındaki yazışmalar vb.) uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınır.

Aile Hukuku (Boşanma Davaları) Bakımından: Aldatma gibi kusurların ispatında sıklıkla kullanılsa da teknolojik olarak manipülasyona (ekleme/çıkarma) çok açıktır. Bu nedenle Yargıtay kararları gereği, WhatsApp yazışmaları tek başına “kesin delil” niteliği taşımaz. Hükme esas alınabilmesi için mutlaka diğer maddi delillerle (tanık, fotoğraf vb.) desteklenmesi ve orijinalliğinin teyit edilmesi gerekir.

Ahşap zemin üzerinde iki ayrı ev maketi ve ebeveyn-çocuk figürlerinin ortasında duran hakim tokmağı ile üstte "Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?" yazısı.
Çocuğun Velayeti Kaç Yaşında Değişir?

Çocuğun Velayeti ve Velayetin Değiştirilmesi Özeti
Velayetin Süresi: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre velayet, kural olarak çocuk 18 yaşına gelip ergin oluncaya kadar devam eder. Erginlikle birlikte velayet son bulur (ancak kanuni şartlar oluşursa kişi vesayet altına alınabilir).

Velayetin Değiştirilmesi Sebepleri: Şartların değişmesi halinde 18 yaşından önce velayet değişikliği davası açılabilir. Velayet sahibinin yeniden evlenmesi, sağlık sorunları, çocuğun bakımının aksatılması veya diğer ebeveynin talebi bu değişikliğe gerekçe oluşturabilir.

Çocuğun İradesi (12 Yaş Kriteri): 12 yaş ve üzerindeki çocukların idrak gücü gelişmiş kabul edildiğinden, mahkemeler velayet kararlarında çocuğun tercihini ve beyanını büyük ölçüde dikkate alır.

Aile Yükümlülüklerinin İhlali (TCK Md. 233): Velayet sahibi ebeveynin çocuğun eğitimini aksatması veya kötü alışkanlıklara/madde bağımlılığına yönelmesine göz yumması suç teşkil eder ve doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Yaş Gruplarının Önemi: Çocuğun bulunduğu spesifik yaş grubu (0-3, 4-7, 8-12, 13-17), hem velayetin ilk kime verileceği konusunda hem de sonrasındaki velayet değişikliği davalarında mahkemeler için belirleyici bir kriterdir.