Kötü Niyet Tazminatı Nedir?

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen bir tazminat olup, haksız icra takibi yapanın ve işlem başlatanın bu haksız işlemi yapmada kötü niyetli olduğu sonucuna varılması halinde kanunda düzenlenen (Md. 67, 169/a ve 170) takibe dayalı bedele göre belirlenen bir tazminat bedelidir. Bu bedel takip bedelinin % 20 si olarak asgari anlamda kanunda öngörülmüştür. Ancak İş Kanununda bu bedel daha farklı düzenlenmiştir.

Hukuken hakkın var olduğunu iddia eden kişinin, borçlu olduğunu iddia ettiği kişi aleyhine ilgili belgeleri ibraz etmek suretiyle icra takibi yapması mümkündür. Kötü niyet tazminatı, bunu önlemek ve haksız işlemler ile kişilerin zarar görmesini önlemek bakımından getirilmiş bir tazminattır ve haksızlığın giderilmesi bakımından bir “yaptırım” olarak kabul edilmelidir. 

Kötü niyet tazminatı talep olmadan aleyhe karar verilemeyen bir tazminat şekli olup, kanundaki usule göre ve talep üzerine haksız olan diğer taraf aleyhine hükmolunur.

Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki fesih bildirim süreleri bakımından fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Bu tazminatın da kötü niyet tazminatı olduğu kabul edilmektedir.

Hangi Hâllerde Kötü Niyet Tazminatı Gündeme Gelir?

İlgili Kanun hükümlerine göre;

*İtirazın iptali davası denilen ve icra takibine itirazda haksız olan taraf aleyhine hükmolunabilir. 

“Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir (2004 sayılı Kanun Md 67).”

* İtirazın incelenmesi kapsamında itirazda bulunan haksız borçlu aleyhine hükmolunabilir. 

“Borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takip muvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi hâlinde borçlu, diğer tarafın isteği üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar (2004 sayılı Kanun Md. 169/a).

*İmzaya itiraz edilmesi halinde haksız takip yaparak senedi işleme koyan alacaklı olduğunu iddia eden taraf aleyhine hükmolunabilir.

“İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar (2004 sayılı Kanun Md. 170).”

*İş Kanunu kapsamında madde 17/6 uyarınca iş güvencesi kapsamı dışında kalan işçilerin iş sözleşmelerinin, kötüniyetle feshedildiği hallerde, işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir.

“…İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir.

Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. (4857 sayılı kanun Md. 17/6-7).”

Kira Hukukunda Kötü Niyet Tazminatı

Kira ilişkisi kimi zaman sorunludur ve son dönemde kira bedellerinde meydana gelen anormal artışların kira bedeli konusunda kiracı ve kiraya veren arasındaki anlaşmazlıkları artırdığı ve bunun da eksik ödeme, geç ödeme vb. sebeplerle kiraya verenler tarafından kiracılar aleyhine icra takipleri yapılmasına sebep olduğu görülmektedir.

Kötü niyetli olma bakımından;

– Kiracının ödemediği kirayı ödedim diye itiraz etmesi,

– Kiraya verenin yatan kirayı eksik yatttığı veya hiç ödenmediği için kendisinden kaynaklanan aksamalar sebebiyle icra takibine konu etmesi,

– Kiracının ödeme tarihinden sonra ödeme yapması,

– Tahliye taahhüdüne dair gerçek olmayan ve imzaya dair haksız itiraz yapılması,

– Kiracı veya kiraya verenin herhangi bir surette kötü niyetli olduklarını gösteren bir eylemleri veya işlemleri,

Tespite imkan veren deliller ile ortaya konulabilecek olan kötü niyetli olmaya dair hususlardır.

İş Hukukunda Kötü Niyet Tazminatı Uygulamaları

Fesih hakkının kötüye kullanılması sonucunda iş sözleşmesinin işverence sonlandırıldığı hallerde yaptırım olarak İş Kanunu madde 17/6 gereğince bildirim sürelerinin üç katı tutarında tazminat söz konusu olacaktır. Söz konusu bu tazminat doktrin ve uygulamada kötüniyet tazminatı olarak adlandırılmaktadır.

Kötüniyet tazminatının talep edilebilmesi için iş sözleşmesinin feshine ilişkin kötüniyetin işçi tarafından ispatı gereklidir ve işverenin feshine ilişkin kötüniyet ispatlanmadıkça kötüniyet tazminatı da istenemeyecektir. 

Kötüniyet tazminatına hak kazanılabilmesi için iş güvencesi hükümlerine tabii olmama, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması ve fesih bildiriminin hakkın kötüye kullanılmasına yol açması şartlarının birlikte var olması gerekir.

Kötü Niyetin İspatı Nasıl Yapılır?

Kötü niyet tamamen takibin nasıl yapıldığı ile ilgili bir konudur ve takibin başlatılmasında borcun var olmadığını bildiği halde takip yapan, senetteki imzanın borçluya ait olmadığını bilebilecek durumda iken buna istinaden haksız takip yapan kişilerin kötü niyetli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. 

Ancak bunu ispat çoğu zaman dolaylı yapılan bir işlemdir ve ispata dair iletişim kayıtları, işlemlerin yapılma şekli gibi bir dizi unsur dikkate alınmalıdır.

Bu sebeple en başından itibaren hukuki iş ve işlemlerin (kiralama, anlaşma, senet vb.) kaydı titizlikle tutulmalı, kronolojik aşamaları net ve tartışmasız olmalı ve kimin ne zaman ve nasıl ne yaptığı kolaylıkla belirlenmeli, haksız olduğu düşünülen diğer tarafın sunduğu belgeler ve iletişimler kayda geçirilmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler