Munzam Zarar Nedir?

Borçlunun borcunu ödemekte temerrüde düşmesi halinde kanundan kaynaklanan temerrüd faizi ödeme yanında borçlunun temerrüde düşmesinin diğer bir sonucu olarak ödenmesi gereken bu faiz miktarı alacaklı bakımından yetersiz ve ortaya çıkan zarar yönüyle eksik kalırsa alacaklı borçludan aşkın zararının tazminini de isteyebilir. Munzam zarar (aşkın zarar) denilen bu zarar, alacaklının temerrüd faizinden fazla olan zararını gidermeye imkan veren zararı ifade etmektedir.

          Borçlu temerrüde düşmesinden kaynaklanan alacaklının mal varlığında meydana gelen eksilmedir ve bu eksilme temerrüd faizi ile giderilmeyecek bir zarar kabul edilir. Para borçlarında, temerrüt faizi ile karşılanamayan zararlar, aşkın zarar olarak ifade edilmektedir.

          Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar, TBK Md. 117’ye bağlı olarak TBK. m. 122 hükmünde düzenlenmiştir ve maddenin ilk fıkrasına göre, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”.

          Temerrüt faiziyle karşılanmayan zararları gidermeye yönelik bir düzenleme olarak, Türk Borçlar Kanunu’nda aşkın (munzam) zarara yer verilmiştir. Fiili zararın yanı sıra, yoksun kalınan kâr da aşkın zararın konusunu oluşturabilir.

,         Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre Asıl borçtan bağımsız olan bu zararın BKnın 125. maddesinde düzenlenen (10) yıllık zamanaşımı süresi içerisinde borçludan istenilmesi mümkündür”.

Munzam Zarar Kavramının Hukuki Tanımı

          “6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

             B. Borçlunun temerrüdü

I. Koşulları

MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.

             3. Aşkın zarar

MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”

          Munzam zarar, belirli koşullarda para borcunun ifasında temerrüde düşen borçlu bakımından temerrüd sebebiyle alacağına ulaşamayan alacaklı bakımından ortaya çıkan ve temerrüdün kanundan kaynaklanan temerrüd faizi alacağı yanında bununla karşılanması mümkün olmayan ek zararını hukuken ifade eden bir kavramdır ve aşkın zarar olarak kanunda düzenlenmiştir.

Munzam Zarar İle Temerrüt Faizi Arasındaki Hukuki Fark

Munzam zarar, borçlunun temerrüdünün sonucu olarak kusurundan kaynaklanan ve alacaklının temerrüd faizine ek olarak isteyebileceği ek bir zarardır.

          Temerrüd faizi gibi müspet bir zarar kabul edilmektedir. Aşkın zarar da temerrüd kaynaklıdır, bir alacak hakkıdır ve para borçları için söz konusu olabilir.

          Temerrüt faizi, temerrüdün doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan sonucudur. Alacaklının zararı veya borçlunun kusuru aranmaz. Yani, para borçlarında temerrüt faizi bir kusursuz sorumluluk hali olarak hukukumuzda kabul edilmiştir.

          Temerrüt (gecikme) faizi, para borçlarında borcunu zamanında ödemeyen borçlunun ödemek zorunda olduğu zararı tazmin amaçlı ek paradır. Ancak munzam zarar bu gecikmenin ve borcun ifa edilmemesinin sonucu olarak borçlunun kusurundan kaynaklanan ve bu sebeple ortaya çıkan alacaklının mahrum kaldığı faydanın giderilmesini amaçlayan ek bir zarardır.

          Para borçlarından ve karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa edilmeyen borçlar kaynaklı ortaya çıkan ek bir zarar türüdür.

          Temerrüd faizi kanunda düzenlenmiş olup buna göre talep edilir. Aşkın zarar ise alacaklının temerrüd sebebiyle meydana gelen eksilme olduğu için ancak somut olarak alacaklı tarafından ortaya konulup talep edilmelidir ve zararın varlığını ispat yükü alacaklıdadır, temerrüdün meydana gelmediğini ispat yükü ise borçludadır.

Munzam Zarar Talep Edilebilmesinin Şartları Nelerdir?

Munzam zararın varlığı ve talep edilebilmesi için;

          *Borçlu, para borcunun ifasında temerrüde düşmüş olmalıdır.

          *Alacaklı temerrüd faizini aşan şekilde bir zarar uğramış olmalıdır: munzam zarar, para borcunun zamanında ifa edilmemesinden kaynaklanan ve temerrüt faizi ile karşılanamayan eksilme şeklinde ortaya çıkar ya da bu sebeple meydana gelen ek zarardır.

          *Ortaya çıkan munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun bir illiyet bağı var olmalıdır.

          *Munzam zararın meydan gelmesinde borçlu kusurlu olmalıdır. Munzam zararın tazmini, temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/I gereğince “borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe” faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gereklidir.

Munzam Zararın İspatı ve İspat Yükü Kime Aittir?

Aşkın zararın ispatı, Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesinde yer alan genel hüküm gereğince alacaklıya aittir.

            “II. Zararın ve kusurun ispatı

MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.

Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.”

          Aşkın zararın ispatında, doktrinde tartışma olmakla birlikte somut olarak bu zararın ortaya konulması gereklidir.  Alacaklının, borcun ifa edilmemesi dolayısıyla mali güçlük içine düşmüş olması, bu güçlük dolayısıyla kendi borcunu ifa etmek üzere kredi kullanmış olması mal tedariki yapamaması ve hatta kullandığı krediyi de bu borç için kullandığı gibi somut hususları ispat etmesi gereklidir ve bu halde enflasyon vb. genel kriterlerin aşkın zararı ispatta yeterli olmayacağı  kabul edilmektedir.

          Anayasa Mahkemesi de değişik kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu kabul ettiği alacak bakımından alacakların geç ödenmesi durumunda enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödemesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığını belirtmiştir.

          İspat yükü burada temerrüd konusundan bir farklılık taşımaktadır ve temerrüde düşmediğini borçlu ispatla yükümlü ise de burada temerrüdün ek bir sonucu olarak aşkın zararda ortaya çıkan ve aşkın zarar denilen alacaklının borcun zamanında ifa edilmemesinden kaynaklanan malvarlığındaki eksilme zararın konusunu oluşturmaktadır ve bunu da alacaklının ispat etmesi gerektiği düşünülmektedir. Zarar somut bir şekilde ortaya konulmalıdır.

          Alacaklının kanıtlaması gereken husus, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı uğradığı ve temerrüd faizinin yetersiz kaldığı zarardır.

          Aşkın zararın ispatında kullanılacak yönteme talep eden kendisi karar verir ve buna göre taleplerini dile getirir. Doktrinde soyut ve somut yöntem şeklinde ikili bir ayrım yapıldığı görülmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler