A. Kayyım Terimi
Kayyum olarak da tabir olunan ancak doğrusu “kayyım” olan kelimenin, hukuki vasfı ve ne olduğu hukukumuzda önem taşıyan ve değişik kanunlarda düzenlenen bir konudur. Kayyum ise Allah(c.c.) hakkında kullanılan ve isimleri arasında yer alan bir tanımlamadır.
Kayyım tabiri bu sebeple öncelikle doğru kullanılmalıdır. “Kayyum”, TDV İslam Ansiklopedine göre sözlükte “doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üzerine almak, gözetip korumak” anlamındaki kıyâm kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olup “her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden” demektir. Bu yönüyle İslam inancında yaratıcıya has bir nitelemedir.
Kayyım ise bir şahsa özgüleme anlamında, yaratıcının sıfatı olarak kullanımından ayrı olarak sözlükte “bir işi yerine getiren, üstlenen kimse” anlamına gelen bir terimdir ve “hâkim tarafından kısıtlı, gaip vb. kişiler adına hukukî tasarrufta bulunmak üzere tayin edilen kimse” şeklindeki geniş anlamı yanında “vakıf mütevellisi” ve “camilerin temizlik işlerini yapan görevli” anlamında da kullanılmıştır.
Ehliyetsizlik veya eksik ehliyet sebebiyle kişinin kısıtlanması durumunda hukukî tasarrufları veli, vasî veya kayyım vasıtasıyla denetim altına alınır. Ayrıca vekil bırakmadan ortadan kaybolan ve hayatta olup olmadığı bilinmeyen kişinin hukukî işleri yahut vasî bırakmadan ölenin vasiyetlerini yerine getirmek için hâkim kayyım tayin eder (TDV İslâm Ansiklopedisi).
Kayyımlık ise medeni hukuk, ceza muhakemeleri hukuku, icra ve iflas hukuku ile ticaret hukuku alanlarında düzenlemeleri olan bir hukuki müessesedir
B. Hukukumuzda Kayyım
Kayyım atanması bakımından hukukumuzda genel anlamda 4721 sayılı TMK, TTK, 5271 sayılı CMK, Belediye Kanunu ve Dernekler Kanunu gibi farklı mevzuatta düzenleme yapılmıştır.
I. 4721 sayılı Kanundaki Düzenlemeler
Kayyım, TMK 396 ve devamında “Vesayet Organları” üst başlığı altında vasi ile birlikte kayıt altına alınmış bir medeni hukuk kurumudur. Vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır. Kanunda kayyım, bir “vesayet organı” olarak sayılmıştır. Kayyım “belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanabilir (TMK 403/2). TMK’da vasi hakkındaki hükümlerin aksi belirtilmedikçe kayyım hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir (TMK Md. 403/3).
Kayyım atanan kişinin fiili ehliyeti devam eder ve ehliyet bakımından bir kısıtlamaya sebep olmaz (TMK Md. 458).
Ergin bir kişiye de kendi isteği üzerine kayyım atanabilir (TMK Md. 428).
Kayyım da vasi gibi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur (TMK 467).
Kayyımın görev süresi de vesayet makamı tarafından belirlenmektedir (TMK Md. 458).
Kayyımın belirli bir iş için atanması halinde, vesayet makamının talimatına aynen uyma zorunluluğu söz konusudur (TMK 459).
Kayyımlık görevi, kayyımın yapmakla görevlendirildiği işin bitirilmesiyle; yönetim kayyımlığı bakımından ise kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona ermektedir (TMK Md. 477).
Kayyım, vasilikten ayrı ve farklı bir şekilde TMK’da düzenlenmiştir ancak bazı hükümler yönüyle ortak düzenlemeler de kanunda yer almaktadır. Kayyım, belirli iş ve hizmetleri yürütmek üzere atanan bir kişidir ve vasi ise daha genel anlamda görev yapar ve belirli hallerde atanır. Bu sebeple kayyımın görev şekli ile vasinin görev şekli biribirinden ayrılır ancak bazı hallerde kanun aynı kapsamda düzenleme yapmıştır.
II. CMK’da Düzenlenen Kayyımlık
Suç soruşturması kapsamında bir koruma tedbiri olarak uygulanan tedbir kararı kapsamında şirkete kayyım atanmasıdır (CMK Md. 133). İşlendiği iddia edilen suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atamaya yetkilidir. Buna dair tedbir kararı sadece Sulh Ceza hâkimince verilir ya da davaya bakmakta olan hâkim tarafından karara bağlanabilir.
Atanmış olan kayyım veya kayyımların işlemlerine karşı ilgililer, görevli mahkemeye TMK ve TTK hükümlerine göre başvurabilirler (CMK Md. 133/3).
III.Konkordatonun Onanmasında Kayyımın Görevlendirilmesi
Yönetim kayyımlığının bir türü de ticaret mahkemesi tarafından verilen konkordatonun tasdiki kararında, tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini almakla görevli bir kayyım tayin deilmesine ilişkindir (İİK Md. 306/2). Kayyımın tayin edilme nedeni, borçlunun işletmesinin durumu ve borçlarını projeye göre ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda tasdik kararını veren mahkemeye iki ayda bir alacaklıların da inceleyebileceği bir rapor vermesini sağlamaktır.
Bu görevlinin atanması ile davacının bu atamada gösterdiği kişilerin atanması konularında emsal ve uygulamaya yön veren Yargıtay kararları bulunmaktadır.
IV. Şirketin Feshine Dair Kayyım Atanması
TTK 530/2’ye göre “Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hale getirmek için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir”.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre de “Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir”. Buna göre, mahkeme gerekli “önlemleri alma yetkisi” kapsamında kayyım da atayabilecektir.
V. Belediye Başkanı Yerine Kayyım Atanması
Hukuken düzenlenen kurumların amacına uygun ve belirlenen teamül ve ilkelere göre kullanılması vazgeçilmez öneme sahiptir. Belediye başkanları seçimle gelen ve görev yapan kişiler olarak işledikleri iddia olunan terör suçları, yolsuzluk vb. suç tiplerinde görevde kalmasında sakınca bulunan belediye başkanı ile belediye meclis üyelerinin görevden uzaklaştırılması sebebiyle uygulama konulan bir tedbir olarak “kayyım mekanizması” ortaya çıkmıştır ve ülkemizde uzun bir süredir belirli siyasi görüşe sahip olan belediye başkanları hakkında uygulanan kayyım atanması tedbiri kapsamında uygulamalar görmek mümkündür.
5393 sayılı Belediye Kanunu Md. 45/2 hükmü olarak KHK ile OHAL döneminde eklenen fıkra şöyledir: “(Ek fıkra: 15/8/2016-KHK-674/38 md.; Aynen Kabul: 10/11/2016-6758/34 md.) Ancak, belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde 46 ncı maddedeki makamlarca belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyesi görevlendirilir. Görevlendirilecek kişinin seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra gereğince belediye başkanı veya başkan vekili görevlendirilen belediyelerde bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri valilik onayı ile defterdarlığa veya mal müdürlüğüne gördürülebilir. Bu belediyelerde belediye meclisi, başkanın çağrısı olmadıkça toplanamaz. Meclisin, encümenin ve komisyonların görev ve yetkileri 31 inci maddede belirtilen encümen üyeleri tarafından yürütülür.”
Kayyım olarak belediye başkanı yerine görevlendirilen kişiler de kaymakam veya vali ya da vali yardımcısı görev unvanına sahip kişilerdir ve seçimle gelen bu kişinin iştigal ettiği görevin yürütülmesinde idari vesayet organı olan kayyımların tamamen siyasi bir kararla bu işi yürütmek için atanmaları da ayrı bir sorun teşkil etmektedir.
Basın yayın organlarına yansıyan haberlere göre kayyım atanan kişilerin belediye mal ve eşyasını kullanmada kamu yararı ile bağdaşmayan uygulamalar yapabildikleri, siyasi iktidarın hedef ve ilkelerini seçimle gelen belediye başkanına rağmen uygulamaya koydukları, yanlı davrandıkları veya belediye iş ve işleriyle bağdaşmayan şekilde işlemler tesis ettikleri konusunda yaşanan tartışmalar kamuoyunu da yoğun bir şekilde meşgul etmektedir.
Belediye başkanı görevden alınması halinde suçlama yönüyle kayyım atanması demokratik bir şekilde işlemeyen ve İçişleri Bakanı kararı ile görevden uzaklaştırma kararının bir sonucu olarak yapılan bir işlemdir. Burada Belediye Meclisi de işlevsiz kalmaktadır ve belediye başkanlığı aslında o yerde seçime katılan kişilerin iradesinden bağımsız bir şekilde ve onayları söz konusu olmadan birtakım kamusal yararlar gerekçe gösterilerek atamayla göreve gelmiş kişilere tevdi edilmekte ve sonrasında tamamen belediye başkanlığı valilik ya da kaymakamlık görevini de yürüten kayyım kişinin başında bulunduğu kurumun bir alt unsuruna dönüşmektedir.
C. Kayyıma Dair Dikkate Alınacak Hususlar
Kayyım vasi değildir ve aralarında temel farklılıklar vardır. Vasi genel yetkili bir kişi olarak görev yaparken kayyım sınırlı, özel ve geçici olarak görev yapar.
Kayyımın atanması, hakkında atandığı kişinin fiil ehliyetini etkilemez ancak vasi atanarak vesayet altına alınan kişi fiil ehliyetini kullanamaz.
Tasfiye memuru şirketi tasfiye etmek ve sonlandırmak için atanırken, kayyım işin devamı ve usule uygun yürütülmesi ve sağlıklı devamı bakımından görev ifa eder.
D. Sorumluluğu
Kayyım atanan kişinin eylemleri ve işlemleri atandığı konu ile sınırlı olmak üzere Mahkeme denetimine tabidir ve aldığı kararlar bakımından da ilgili kişiler TMK ve TTK hükümleri kapsamında ilgili mercilere başvurma hakkını haizdir.
Kayyımın, görevini yerine getirirken işlediği suçlardan dolayı cezai ve hukuki sorumluluğu vardır ve bu konuda hakkında bir sınırlama söz konusu ya da izin şartı öngörülmemiştir. Özellikle “görevi kötüye kullanma”, “zimmet” ve “güveni kötüye kullanma” gibi suçların göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi ve gündeme gelmesi her zaman söz konusu olabilir.
Kayyım olarak atanan kişi mahkemece suç işlediği konusunda tespitler söz konusu ise yine atandığı merci tarafından görevden alınabilir ve yerine yeni kayyım atanabilir.