Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK m. 109)

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Mevzuatımızda Nerede Düzenlenmiştir?

Herkes kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahiptir ve bu hak Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen bir temel insan hakkıdır.. Kişi hürriyetinin engellenmesi bu nedenle mevzuatımızda suç olarak düzenlenmiştir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 109. maddesinde düzenlenmiştir. Madde metni;

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

Madde 109- (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı,[46]

f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindedir.

Madde gerekçesi aşağıdaki şekildedir;

“Madde metninde kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu tanımlanmıştır.

Bu suç ile korunan hukukî değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çer­çevesinde hareket edebilme hürriyetidir. Kişiler, bir yerde kalma ve bir yere gitme konusunda tercihte bulunma serbestisine sahiptirler. Söz konusu suç işlenmekle kişinin bir yerde kalma ve bir yere gitme hürriyeti ihlâl edilmiş olmaktadır.

Söz konusu suç, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götü­rülmesi veya bir yere gitmekten men olunması fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir.

Maddede geçen hukuka aykırı olarak ibaresi, hukukun izin vermediği hâlleri ifade eder. Örneğin bir suça ilişkin soruşturma kapsamında suç şüp­hesi altında bulunan kişinin ceza muhakemesi hukukunun gereklerine uygun olarak tutulması, gözaltına alınması veya tutuklanması hâllerinde, fiil hu­kuka uygundur ve bu suç oluşmaz.

Maddenin ikinci fıkrasında kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cebir, tehdit veya hile kullanılarak işlenmesi, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli hâl olarak belirlenmiştir. Suçun temel şekli açısından cebir, tehdit veya hile kullanılmasına gerek yoktur. Örneğin kişi içeride uyumakta iken kapının kilitlenmesi hâlinde, söz konusu suçun temel şekli gerçekleşmiş olmaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren ni­telikli hâlleri sayılmıştır. Bu nitelikli hâllerden bir kısmı, suçun işleniş tar­zına ilişkindir. Söz konusu suçun işlenmesi bakımından, silâhlı olunması veya kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması, bir kolaylık sağlamaktadır.

Kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu, kişinin yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla işlenmiş olabilir. Suçun bu seçimlik nitelikli unsuru için, failin saiki önem taşımaktadır. Suçun işlendiği sırada kişi kamu görevlisi sıfatını taşımayabilir, örneğin emekliye ayrılmış olabilir. Keza, suç, kamu görevlisinin yakınına karşı da işlenebilir. Bir hâkimin verdiği karara tepki olarak oğlunun kaçırılması bu hâle örnek olarak gösterilebilir.

Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi de bu fıkra kap­samında bir seçimlik nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Suçun icra hare­ketlerinin birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. Yani suçun işlenişi açısından müşterek faillik durumunun varlığı hâlinde, bu nitelikli unsur oluşur. Ancak, suçun icra hareketlerinin bir kişi tarafından gerçekleştirilmesine karşılık, diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâlinde, bu fıkraya göre ceza artırılamaz.

Suçun üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa karşı ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi de, üçüncü fıkra hükmüne istinaden cezanın artırılmasını gerektiren mağdu­run şahsı itibarıyla seçimlik nitelikli unsurlar olarak kabul edilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasına göre; bu suçun mağdurun ekonomik ba­kımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmedilecektir. Dikkat edilmelidir ki, bu durumda, suçun netice nedeniyle bir ağırlaşmış hâli söz konusudur. Bu nedenle, failde bu neticeye yönelik kastın bulunması gerekmez. Bu hükmün uygulanabilmesi için, mağdurun ekonomik kaybının önemli miktarda olması gerekir.

Beşinci fıkra hükmüne göre, suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz ko­nusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşmesi hâlinde verilecek ceza­nın ayrıca artırıma tabi tutulması gerekmektedir.

Altıncı fıkraya göre, kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlen­mesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama su­çuna ilişkin hükümler uygulanır. Bu itibarla, kasten yaralama suçunun temel şeklinin gerçekleşmesi hâlinde, maddenin ikinci fıkrasına istinaden cezaya hükmedilmelidir.”

Görüldüğü üzere TCK m. 109 ile kişilerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı olarak ortadan kaldırılması veya kısıtlanması yasaklanmıştır.  Bu suçla korunan hukuki yarar bireyin hareket özgürlüğü ve yer değiştirme imkanıdır.  Başka bir ifade ile kişinin istediği yere gitme ve istediği yerde kalma ya da kalmama hakkı korunmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun konusu ise mağdurun bedeni yani fiziki varlığıdır.

Suçun Maddi  Ve Manevi Unsurları Nelerdir?

TCK m. 109’de düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun maddi unsuru failin mağduru hareket özgürlüğünden yoksun bırakmasıdır. Bu suç seçimlik hareketli bir suçtur zira fail ya mağdurun bir yere gitmesine ya da bir yerde kalmasına mani olmaktadır.

Kanunda ne tür hareketler ile mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma hürriyetinin engelleneceği tahdidi olarak sayılmadığından bu suç serbest hareketli bir suçtur.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu aynı zamanda da neticesi harekete bitişik bir suçtur zira  mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma hürriyetini engellenmesi ile suç oluşur, ayrıca bir netice doğmasına gerek yoktur.

Bu suç icrai ya da ihmali davranışla işlenebilir. Örneğin bir kimseyi bir odaya haksız olarak bir kapatmak icrai, tahliye olması gerektiği halde bir kimseyi cezaevinde tutmak ise ihmali davranışla kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna emsal gösterilebilir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma süresinin bir önemi yoktur yani uzun ya da kısa süreli olması fark etmeksizin kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması halinde suç oluşacaktır.

Bu suç mütemadi bir suçtur yani suçun tamamlanması ile bitmesi birbirine karıştırılmamalıdır. Mağdurun hürriyetinden yoksun bırakılması ile suç oluşur ancak oluştuktan sonra mağdurun hürriyetinin kısıtlandığı her an devam eder. Hürriyeti tahdidin başlaması ile sona ermesi arasında geçen zamanda suç temadi eder. Tahdide son verilmesi ile de suç sona erer.

Bu suçun basit şeklinin manevi unsuru genel kasttır ve taksirle işlenemez. Burada failin bir kimseyi hürriyetinden yoksun bırakma amacıyla hareket etmesi yeterlidir.

Suçun Faili Ve Mağduru Kimlerdir?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun faili ve mağduru herkes olabilir. Fail ve mağdur olmak için ek bir nitelik aranmamıştır.

Bu suçun kamu görevlisince kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle yahut altsoy-üstsoy veya eş tarafından işlenmesi cezanın ağırlaştırılmasına neden olan hallerdendir. Suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi de cezayı artırır.

Suçun mağduru yalnızca gerçek kişilerdir. Ayrıca suçun üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı yahut da çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi cezayı ağırlaştıran haller olarak düzenlenmiştir.

Mağdurun Rızasının Suça Etkisi Var Mıdır?

Eylem ile korunan hukuki yararın mağdurun üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği nitelikteki bir hak olduğu hallerde mağdurun rızası eylemi suç olmaktan çıkarır. Kişi hürriyeti anayasal olarak güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerdendir. Bu nedenle kişinin bu hakkından makul süreyi aşacak şekilde örneğin ömür boyu vaz geçmesine dair rızası geçerli olmayacaktır.

Rızanın hukuka uygun olup olmaması da önemlidir. Bu belirlenirken kişinin akıl hastası olup olmadığına ve yaş yahut başka bir sebeple algılama yeteneğinden yoksun olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre 15 yaşını doldurmuş ve mümeyyiz yani algılama kuvvetine haiz kimselerin rızaları eylemi hukuka uygun hale getirmektedir. Bu nedenle meşru bir amaçla 15 yaşını doldurmuş olan ve algılama yeteneği bulunan bir çocuğun bir yere götürülmesinde rızasına geçerlilik tanınabilir.

Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi ve Hakkın Kullanılmasının Suça Etkisi Var Mıdır?

Yetkili kimselerin bir kimseyi tutuklaması yahut göz altına alması bu suçu oluşturmaz zira TCK m. 24/1’e göre kanun hükmünü icra eden kimseye ceza verilmez. Bunun gibi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, herkes tarafından yakalama yapılabilecek halleri düzenleyen, 90/1. maddesi uyarınca şartları gerçekleşmekle suçluyu yakalayan kimseler bakımından da hürriyetten yoksun bırakma suçu oluşmaz.

Bir hakkın kullanılmasına örnek olarak velayet hakkı gösterilebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 339. maddesine göre velayet hakkı kapsamında bulunan çocuk, ana ve babasının rızası olmadan evi terk edemez. Burada velinin tedip yani terbiye etme hakkı kapsamında çocuğun evden ayrılmasına mani olma, bulunmasının sakıncalı olduğunu düşündüğü bir yerden ayrılmaya zorlama gibi eylemlere hakkı vardır. Ancak velinin tedip hakkını kullanırken şefkat ve merhamet sınırlarını aşmaması gerekir; çocuğu bağlayıp odaya kilitlemek, zincire vurmak, bodruma kapatmak gibi şefkat ve merhamet sınırlarını aşan davranışlar tedip hakkı kapsamında değerlendirilemez.

Suçun Yaptırımı  Nedir ve Nitelikli Halleri Nelerdir?

TCK m. 109/1’e göre kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun basit halinde ceza olarak bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

TCK m. 109/2’ye göre fail, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

TCK m. 109/3’e göre bu suçun bu fıkrada belirlenen şekillerde işlenmesi nitelikli halleri oluşturur ve daha ağır cezayı gerektirir. Suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri şunlardır;

a) Silahla işlenmesi,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi,

d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi,

e) Üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı işlenmesi,

f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi.

TCK m. 109/3’e göre bu  hallerde, faile 109/1 ve 2. fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.

TCK m. 109/4’e göre bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

TCK m. 109/5’e göre suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

TCK m. 109/6’ya göre suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

TCK m. 111 gereğince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Etkin Pişmanlık Halinde Ne Olur?

TCK m. 110’a göre kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

Suçun Takibi Şikayete Bağlı Mıdır?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun takibi şikayete bağlı değildir ve re’sen soruşturulup kovuşturulur.

 Suçu Kovuşturmayla Görevli Mahkeme Neresidir?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu kovuşturmaya görevli mahkeme, asliye ceza mahkemesidir.

Suçun Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun basit şekli için dava zamanaşımı süresi 8 yıldır ve suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇUNDA YARGITAY UYGULAMASI

Sanığın mağduru evin içine cebir kullanıp zorla sokması hürriyeti kısıtlamadır

Olayın intikal şekli ve zamanı, katılan mağdurun aşamalardaki kendi içinde ve birbiri ile uyumlu beyanları, bu beyanlar ile uyumlu doktor raporu, katılanın iç çamaşırında sanığa ait DNA tiplemerine rastlandığına ilişkin Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapor, sanığın katılan ile evde yalnız kalmadığına, katılanın kardeşi ile markete gittiğine dair savunması ile çelişen ilgili market güvenlik kameralarına ilişkin görüntü inceleme tutanağı, sanık savunmaları ile tüm dava dosyası kapsamına, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin, sanığın mağduru evine içine cebir kullanıp zorla sokmak suretiyle hürriyetini kısıtladığı kabulüyle verdiği mahkumiyet hükmü ile katılanın zorunlu vekiline avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz talepleri reddedilmiş, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. ( Y 8. CD 05.11.2024 T, 2024/24031 E.,  2024/8374 K.)

Katılanlara karşı cebir kullanarak okul saatleri dışında başörtüsü ile okuldan çıkmalarına engel olmak şeklindeki eylemi hürriyeti kısıtlamadır

Somut olayda , bir lisede öğretmen olarak görev yapan sanığın, aynı okulda öğrenci olup 18 yaşından küçük olan katılanlar … ve … üzerindeki nüfuzunu kötüye kullanıp, katılanlara karşı cebir kullanarak okul saatleri dışında başörtüsü ile okuldan çıkmalarına engel olmak şeklindeki eyleminde katılanları “bir yere gitme” hürriyetinden yoksun bıraktığı, bu suretle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu katılan sayısınca gerçekleştiği sabit görülmüştür. ( Y 8. CD 18.11.2024 T,  2024/23998 E.,  2024/8782 K.)

Sanığın kapıyı kilitleyerek anahtarı cebine koyması hürriyetten yoksun kılmadır

Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Dava dosyası içeriği, kolluk görevlileri tarafından hazırlanan tutanaklar, mağdur ve şikayetçinin beyanları, Adli Tıp Kurumu raporları, sanık savunması, özellikle kamera kayıtlarındaki sanığın kapıyı kilitleyerek anahtarı cebine koyduğu, yine sanığın elindeki silahı mağdurenin kafasına dayadığı, mağdura tekmeyle vurduğu, sonra zorla çekiştirerek tekrar mutfağın bulunduğu kısma götürdüğü, mutfağın karşında olan koltuğun yanında şikayetçiyi göremeyince yine onu da silah zoruyla koltuğun olduğu yere getirerek oturttuğu anlara ilişkin kamera görüntüleri ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağdur ve şikayetçiye karşı zincirleme şekilde silahla cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kabulünde isabetsizlik görülmediği…( Y 8. CD 13.11.2024 T, 2024/23915 E.,  2024/8703 K.)

Atılı suçu işlediğine dair yeterli, kesin ve somut delil bulunmayan SSÇ’nin  “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi nazara alınarak beraatine karar verilmesi gerekir

Suça sürüklenen çocuk hakkında cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik incelemede ise;

Oluş, tüm dosya kapsamı, suça sürüklenen çocuğun aşamalarda değişmeyen atılı suçu işlemediğine dair savunmaları birlikte değerlendirilmiştir. Bu itibarla; atılı suçu işlediğine dair yeterli, kesin ve somut delil bulunmayan suça sürüklenen çocuğun “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi nazara alınarak beraatine karar verilmesi gerekirken mağdurun aşamalarda çelişen iddiaları gerekçe gösterilerek mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle hüküm hukuka aykırı bulunmuştur. ( Y 8. CD 11.11.2024 T, 2024/23135 E.,  2024/8559 K.)

Uzun süre sonra şikayete konu olan ve hayatın olağan akışına uymayan beyanlara itibar edilmez

Katılanın, nişanlısı olan sanık tarafından bıçakla korkutulmak suretiyle evinden alınarak taksiyle önce Adana otogarına oradan da otobüsle Mersin otogarına götürüldüğünün iddia edildiği olayda; katılanın beyanına göre olay gecesi üzerinde pijama ve terlik olduğu halde önce Adana otogarına oradan da Mersin otogarına zorla götürülmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, tarafların beyanlarına göre nişan bozulduktan 5 ay gibi uzun bir süre sonra şikayet dilekçesi verildiği, bu süre zarfında tarafların aileleri arasında adli mercilere intikal eden eylemler nedeniyle husumet oluştuğu, katılanın soyut beyanları dışında sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin delil bulunmadığı birlikte gözetildiğinde; yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, İlk Derece Mahkemesinin kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen sübuta yönelik temyiz sebepleri reddedilmiş ve kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. ( Y 8. CD 21.11.2024 T, 2024/22817 E.,  2024/8964 K.)

Mağdurun aşamalarda değişen çelişkili ve soyut beyanlarına dayanarak mahkumiyet hükmü verilemez

Sanığın olay günü saat 22.00 sularında boşanma aşamasında olduğu resmi nikahlı eşi olan mağdurun ikamet ettiği evine gittiği, eve müşterek çocuklarını görmek için girmeyi talep ettiği, mağdurun önce kabul etmemesine karşın, sanığın ısrar etmesi üzerine sanığı evin içerisine aldığı, bir müddet mağdur ile oturan sanığın mağdurun kolundan tutup evin yatak odasına zorla götürdüğü, burada mağdur ile cinsel ilişkide bulunmak istediği, mağdurun ise kabul etmeyip direnmesi üzerine eylemini sonlandırıp evden ayrıldığı bu şekilde sanığın mağdurun hürriyetini kısıtladığı iddia ve kabul edilmiş ise de, mağdurun istinaf kanun yolu aşamasında sunduğu 16.05.2024 tarihli dilekçesinde beyanlarını değiştirdiği, bu dilekçesinde bir anlık öfke ile sanık hakkında şikayette bulunduğunu, olayın sanığın savunmalarında belirttiği şekilde gerçekleştiğini, sanığın zor kullanmasının söz konusu olmadığını, rızasının bulunduğunu beyan ettiği, olaydan hemen sonra alınan doktor raporunda da mağdurda darp ve cebir izine rastlanmadığının tespit edildiği anlaşılmakla, tüm dava dosyası kapsamına göre, mağdurun aşamalarda değişen çelişkili ve soyut beyanları dışında, sanığın mağdurun hürriyetini zor kullanmak ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suretiyle atılı suçu işlediğine dair cezalandırmaya yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeksizin, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. ( Y 8. CD 08.10.2024 T, 2024/22495 E.,  2024/7480 K.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler