Kısıtlılık Kararı ve Kaldırılması

Kısıtlılık, kişinin fiil ehliyeti bakımından kanunda sayılan koşulların varlığı halinde alınması gereken bir karardır. Kısıtlamaya esas alınacak gerekçeler kanunda sayma yoluyla belirlenmiş olup, buna dair gerekçeli olarak ve somut vakıalar ile talepte bulunulması gereklidir.

Kısıtlama için akıl hastalığı ve akıl zayıflığı, alkol ve uyuşturucu madde bağlımlılığı, savurganlık, kötü yaşam tarzı gibi haller sayılmış olmakla birlikte yine bunlara ek olarak isteğe bağlı olarak da kişinin  fiil ehliyeti kısıtlanabilir. 

Kanunumuz kısıtlama talebinde kimlerin bulunacağı hususunda herhangi bir sınırlama öngörmemiştir.  Her ilgilinin kısıtlama talebinde bulunması mümkündür. Örneğin, bir kimsenin yasal temsilcisi, yakınları, hısımları koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması talebinde bulunabilirler. Ancak bunun ne sıfatla ve ne gerekçeyle yapıldığı önemlidir ve verilecek karar bakımından yapılacak yargılamada belirleyicidir.

Kanun, kamu görevlilerini, görevlerini yaparken, özgürlüğü kısıtlanması gereken bir kimsenin varlığını öğrendiklerinde, durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü tutmuştur. Örneğin, hekimler, avukatlar, emniyet görevlileri görevleri nedeniyle bir kimsenin kısıtlanma şartlarının varlığını öğrendikleri takdirde, durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.

Kısıtlama gerekçelerine istinaden ve yasal koşullar oluştuğunda kısıtlama kararı verilebileceği gibi bazı hallerde durumun gerektirmesi ve kişinin kısıtlanmasının devamında hukuki yarar bulunmaması halinde bu kararın kaldırılması da mümkündür.

Kaldırma kararı da, alınmasında olduğu gibi aynı usule tabidir ve Sulh Hukuk Mahkemesince yerine getirilir.

Kısıtlılık Kararı Nedir ve Hangi Amaçla Verilir?

Kısıtlama kararı fiil ehliyetini ortadan kaldıran bir karardır ve kişi fiilen haklarını kullanma ve borçlarını ifa etme ile borç altına girme bakımından vesayet altına alınmış olur. Bu sebeple serbest hareket etme özgürlüğü kalmaz ve kişi kanuni sebepler dairesinde vesayet altına alınmış olur. Kısıtlama kararı hem kişinin haklarını kullanmasına imkan sağlamak bakımından hem de hakkında tesis edilecek işlemler yönüyle onun hukuken haklarının korunması bakımından verilir. Kimi zaman engelli bireyler (özellikle zihinsel sağlığında sorun bulunan ve haklarını kendisi kullanamayan) için bu durum yasal bir zorunluluktur ve engellilerin 18 yaşını tamamlaması ile birlikte kendilerine işlemlerini yapabilmeleri bakımından bir yakınları vasi olarak atanır ve kısıtlanırlar. Aynı durum kanunda sayılan hallerde ve diğer kişiler bakımından da söz konusu olur. Bu amaçla verilen vesayet altına alınma kararı içeriği önem arz eder.

Kısıtlılık Kararı Hangi Kişiler İçin Uygulanır?

Kısıtlılık kişinin denetim altında bulundurulması gereken sebeplerin varlığı halinde alınması gerekir ve başkaları bakımından tehlike ve risk tehlike teşkil eden kişiler bakımından bu işlemin yapılması kamu düzenindendir.

*Akıl hastası olduğu heyet raporu ile belirlenenler,

*Akıl zayıflığına duçar olduğu belirlenenler,

*Savurganlığı konusunda hakkında tespit yapılanlar,

*Uyuşturucu ve alkol bağımlısı olduğu kesin olarak tıbbi raporlar ile belirlenenler,

*Kötü yaşam tarzına dair hakkında yeterli belge ve bilgi bulunanlar,

İle benzeri kapsamda olduğu belirlenenler hakkında fiil ehliyeti yönüyle korunmaları  ve haklarını korumak ile toplumsal düzenin korunması bakımından kısıtlanmalarına karar verilebilir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Kısıtlılık Süreci

Akıl hastalığı bakımından kanunda sayılan hallerde aile bireylerinin talebi ile kişinin korunması açısından ve yine başkaları yönüyle risk ve tehlike oluşturan kişinin bu sebeple somut vakılara binaen kısıtlanması halidir.

TMK Md. 405/ “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.” Şeklindedir.

Yine TMK Md. 405/2 gereğince “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.”

Ancak bazı hallerde ilgililerin ve ihbar edenlerin ya da başvuruda bulunanların kişisel kin, husumet ve doğruluğu söz konusu olmayan bazı anlatımlar ile kişilerin kısıtlanması için girişimde bulunabildikleri ve haksız bu iddiaların yeterince araştırılmadan dilekçelerin ve kamu makamlarının başvurularının işleme konularak mağduriyete sebep olunduğu görülmektedir. Yargılama mercii önüne gelen bir konuda öncelikle talebi içerik olarak incelemeli ve sonrasında talebin yerinde ve gerekli olup olmadığı ile somut vakılara dayanıp dayanmadığını sorguladıktan sonra bu konuda karar almalıdır. 

Savurganlık ve Alkol Bağımlılığı Nedeniyle Kısıtlama

TMK Madde 406, “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.” Şeklindedir.

Burada alkol düşkünü olan ve bağımlı kabul edilen ve savurgan davranışları artık malum ve vakıa haline gelmiş olan kişilerin ailelerine ve birlikte yaşayan kişilerin darlık içerisine düşmelerine ve bu kişinin eylemlerine bağlı olarak yoksul hale gelmelerine bağlı olarak devamlı korunma altına alınmaları ve bakıma muhtaç olmaları ile başkalarının güvenliği bakımından tehdit eder bir yaşam sürmeleri halinde kısıtlanmaları mümkündür.

Burada kısıtlanma için kişinin öncelikle eylemleri var olmalı ve bu eylemler başkalarının yaşamlarını tehlikeye sokmalı, darlık ve yoksulluğa müptela olmalarına sebep olmalıdır.

Kısıtlılık Kararı Hangi Hakları Etkiler?

Vesayet altına alınmış (örneğin akıl hastalığı, alkol ve madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, savurganlık gibi sebeplerle) kişiler kısıtlanmış sayılır. 

Kısıtlılık fiil ehliyetini ortadan kaldırır veya sınırlandırır. Kısıtlanan kişiler yasal temsilcileri olmadan hukuki işlem yapamazlar. Fiil ehliyetini kullanma bakımından serbest hareket edemezler ve yaptıkları işlemlerin hukuken geçerliliği olmaz.

Kısıtlanan kişinin sözleşme yapması ve bir anlaşmaya taraf olması, dava açması, borçlanması, miras işlemleri yapması, vekalet vermesi ve evlilik ve boşanma gibi haklarını kullanması söz konusu olmaz. Bu bakımdan;

*Ayırt etme gücü olmayanların işlemleri tamamen hükümsüzdür (mutlak butlan).

*Sınırlı ehliyetsiz kişiler (örneğin ayırt etme gücüne sahip ama reşit olmayanlar), ancak günlük yaşamı ilgilendiren küçük işlemleri (örneğin kantinden alışveriş) yapabilirler.,

*Sınırlı ehliyetliler (örneğin ergin ama kısıtlı olanlar), bazı işlemleri ancak yasal temsilcilerinin izniyle yapabilirler.

*Ehliyetsizlerin yaptığı işlemler geçersiz sayılır.

Sınırlı ehliyetsizlerin yaptığı işlemler, yasal temsilcinin onayına bağlıdır.

Yasal temsilcinin izni olmadan yapılan bazı işlemler iptal edilebilir ya da geçersiz sayılabilir.

Hâkim onayı, bazı işlemler için gerekebilir.

Uygulamada, fiil ehliyeti sınırlamaları özellikle şu davalarda gündeme gelir:

*Velayet veya vesayet davası

*Ehliyetsizlik iddiasıyla açılan işlemin iptali davası

*Borçlar hukuku kapsamında sözleşmenin geçerliliği

*Miras reddi, bağışlama veya evlilik gibi kişisel hak işlemleri

Kısıtlılık Kararına İtiraz Edilebilir Mi?

Karara karşı istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurmak mümkündür. Kararda nereye ve ne kadar sürede başvurulabileceği açıklanır ve başvuruyu sadece davanın tarafı olanlar ve kanunen ilgili olan kişiler yapabilir.

Ancak bu kararların değişmesi bariz hukuki hatalara ve yasal gerekçelerin bulunmamasına bağlıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler