İş ve Sosyal Güvenlik Hukukundan Kaynaklanan Davalar

İş ve sosyal güvenlik hukuku, vatandaş olsun olmasın ülke içinde yaşayan herkesi doğumdan ölüme, hatta ölümden sonra da ilgilendiren hukuk dalıdır. Bu nedenledir ki, adliyelerde pek çok iş mahkemesi kurulmaktadır. Ayrıca bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay’ın iş yükü arasında iş ve sosyal güvenlik hukukuna ilişkin davalar tüm dava miktarı içinde yarıya yaklaşan bir miktarı oluşturmaktadır.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukukuna İlişkin Başlıca Davalar

-Hizmet tespiti davaları (Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmaların hükmen tespiti, 5510 sayılı kanunun 86. Maddesinin 9. fıkrasında düzenlenmiştir. Hükme göre, “Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.”)

-ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin davalar,

-iş kazası ve meslek hastalığı tespit davaları,

-iş kazasından ve meslek hastalıklarından kaynaklanan;

  1. Maddi tazminat davaları,
  2. Destekten yoksun kalma nedeniyle acılan maddi tazminat davaları,
  3. Manevi tazminat davaları

-Yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin davalar (emeklilik),

-SGK’nın prim alacaklarına ilişkin davalar (Primler işveren tarafından zamanında ödenmez ise, kurum kamu alacaklarına tanınan imtiyazlara göre (6183 sayılı kanuna göre) primleri zorla tahsil eder. Primlerin ödenmesi bakımından işveren dışında kişiler de sorumlu tutulmuştur. Özellikle tüzel kişilerde yönetim kurulu üyeleri de dahil üst düzey yöneticiler, prim ödemesi bakımından tıpkı işveren gibi müteselsil olarak sorumludurlar. Prim ödeme yükümlülüğüne karşı işveren veya üst düzey yöneticiler elbette, kendisinin işveren dolayısıyla prim ödeme yükümlüsü olmadığı ve alacağın zamanaşımına uğraması gibi nedenlerle iş mahkemesinde dava açabilirler).

-İş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti (İşe iade) davaları,

-İş sözleşmesi devam ederken veya sona erdikten sonra ödenmeyen ücret alacağı davaları,

– iş sözleşmesinin feshi ile birlikte gündeme gelen;

  1. Kıdem tazminatı alacağı,
  2. İhbar tazminatı alacağı,
  3. Yıllık izin ücreti alacağı davaları.

-Fazla mesai ücreti alacağı davaları,

-Hafta tatili günü çalışma ücret alacağı davaları,

-Ulusal bayram tatili günlerinde çalışma ücreti alacağı davaları,

-Genel tatil günlerinde çalışma ücreti alacağı davaları,

-Belirli süreli iş sözleşmesinin feshi nedeniyle doğan bakiye ücret alacağı davaları ve haksız fesih tazminatı,

-ikramiye ve prim alacaklarıdır.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sıkça Karşılaşılan Sorunlar

İş ve Sosyal Güvenlik Hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların ve davaların fazlalığı, bu alanda birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Özellikle işveren tarafından yapılan bazı ödemelerin, asıl alacaktan düşülüp düşülmeyeceği büyük bir sorundur. Yine bu ödemeler nedeniyle işçi tarafından imzalanan bazı belgelerin İBRA yerine geçip geçmeyeceği de sorun olabilmektedir.

Keza feshin haklı-haksız olmasına bağlı olarak doğacak olan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı bakımından işveren ya da işçi tarafından yapılan fesihlerin haklı ya da haksız fesih olup olmadığı ve işe iade davası bakımından feshin geçerli nedene dayalı olup olmadığının tespiti gerekmektedir.

Öte yandan tüm iş ve sosyal güvenlikle ilgili davalar bakımından ortaya çıkan en önemli sorun işçinin ücretinin miktarına ilişkin olabilmektedir. İşveren ücretin düşük olduğunu ki, genellikle asgari ücret olduğunu, işçi ise daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir. Ücretin miktarının tespitinin önemi, alınacak tazminat miktarlarını etkilemesi bakımındandır. Yüksek ücret yüksek tazminat demektir.

İş ve sosyal güvenlik hukukunun karmaşıklığı ve bu davaların çözümünün ciddi teknik ve hukuki bilgiyi gerektirmesi profesyonel hukuki yardımdan faydalanmayı gerektirmektedir. Bu çerçevede Ofisimiz, iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortaklarıyla birlikte çalışmaktadır

Tazminat davaları ile ilgili olarak Tazminat Hukuku başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilecek makaleler

Ölen Eşin Organ Bağışı Nasıl İptal Edilir?

Organ bağışı, kişinin sağlığında verdiği irade doğrultusunda ölümünden sonra uygulanabilen bir işlemdir. Ancak uygulamada aile bireylerinin görüşü ve hastane sürecindeki onay mekanizmaları da önem taşımaktadır. Organ bağışında bulunan eşin vefatı sonrasında bağışın iptal edilmesi veya uygulanmaması için e-Devlet üzerinden sorgulama ve iptal işlemleri yapılabilmekte, ayrıca hastanedeki organ nakli koordinatörlerine aile iradesi bildirilebilmektedir. Organ bağışına ilişkin süreçler, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmektedir.

Konutların Kısa Süreli Kiralanması ve Danıştay’ın Airbnb Kararı

7464 sayılı Kanun ile turizm amaçlı konut kiralamalarına ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ancak kısa süreli kiralamalardan elde edilen gelirlerin vergisel niteliği konusunda uygulamada çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Danıştay, Airbnb ve benzeri platformlar üzerinden yapılan günlük, haftalık veya aylık kiralamaların yalnızca daha fazla gelir elde etme amacıyla gerçekleştirilmesinin tek başına ticari faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Kararda, otel veya pansiyon işletmeciliği benzeri bir organizasyon ve ek hizmetler bulunmadıkça elde edilen gelirlerin gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karar, kısa süreli konut kiralamalarının vergilendirilmesi bakımından önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.

Boşanmada Af Sayılan Davranış ve Haller Nelerdir?

Boşanma davalarında eşlerden birinin kusurlu davranışlarının diğer eş tarafından açık veya örtülü şekilde affedilmesi, boşanma sebebine dayanılmasını engelleyebilmektedir. Birlikte yaşamaya devam etmek, barışma girişimlerinde bulunmak, boşanma davasından feragat etmek veya evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyan davranışlar Yargıtay uygulamalarında af olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak affın varlığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte olup, affedildiğini ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.

Nişanı Bozmanın Haklı Sebepleri Nelerdir?

Nişanın bozulmasında haklı sebep, nişanlılık ilişkisinin sürdürülmesini taraflardan biri açısından çekilmez hale getiren veya evlenme iradesini ciddi şekilde sarsan davranış ve olayları ifade eder. Türk Medeni Kanunu kapsamında nişanın haklı veya haksız sebeple sona erdirilmesi mümkündür. Ancak haklı sebebin bulunup bulunmadığı, nişanın bozulması sonrasında talep edilebilecek maddi ve manevi tazminat açısından önem taşır. Yargıtay uygulamalarında aldatma, kötü muamele, evlilikten sürekli kaçınma, karakter uyuşmazlığının ortaya çıkması, evlenmeye engel bir durumun sonradan öğrenilmesi ve aşırı ekonomik talepler gibi birçok durum haklı sebep olarak kabul edilmektedir.

Evlenme Yasağı Nedir?

Evlenme yasağı, kanunen evlenmelerine engel bulunan kişilerin veya gerekli yasal şartları taşımayan bireylerin evlenememesini ifade eder. Türk hukukunda evlenme ehliyeti bulunmaması, belirli derecede hısımlık ilişkisi, taraflardan birinin halen evli olması, boşanma sonrası kadın için öngörülen bekleme süresinin dolmamış olması ve bazı bulaşıcı hastalıkların varlığı evlenmeye engel haller arasında yer almaktadır. Evlilik işlemlerinden önce sağlık raporu alınması ve yasal koşulların eksiksiz yerine getirilmesi gerekmektedir.